7 Şubat 2014 Cuma

MİM-KIŞA DAİR FAVORİLER

Arkadaşım Burcu'nun yeni ve başarılı blogundan geldi mimim :)
Makyaj soruları pek bana göre olmadığı için biraz pas hakkımı kullandım kısaca cevaplar verdim ama, aşağıdaki fotoğraflara bakıp bakıp karlı kış manzaralarını ne kadar özlediğim aklıma geldi...


1)KIŞ DEYİNCE İLK AKLINIZA NELER GELİYOR?

Kar, kar, kar! :) Kar yağmadığı için sevmiyorum bu kışı ve bazı kışları. Mahsur da kalsak yağmalı kar. Okullar tatil olmalı. Kızaklar, kayaklar çıkmalı, eldivenler, bereler, atkılar takılmalı. Kocaman bir kardan adam yapılmalı evden görünecek bir yere. Eve geldiğimde ellerim soğukta karla oynamaktan kıpkırmızı olmalı, yavaş yavaş ısınmalıyım. Sıcak çikolata veya güzel bir kahve yapmalıyım. Akşam kıpkırmızı gökyüzüne bakarak şarap içmeliyim güzelinden...


2)FAVORİ KIŞ AKSESUARIN NEDİR?

Fularlar, boğazlı kazaklar, çizmeler...


3) KAHVE Mİ? ÇAY MI? SALEP Mİ? 

Hiç sorulur mu? Blogumun adına bakmak yeter. Tabii ki kahve :) 


4) FAVORİ KIŞ MUMUN?

Favori mum mu oluyor? :) Burcu'dan kopya, her şeyini sevdiğim İkea mumlar diyeyim :)



5) KIRMIZI RUJ MU ? EYE LİNER Mİ? 

 Eyeliner diyeceğim ama bazen kırmızı ruj da fena olmaz :)


 6) EN SEVDİĞİN KIRMIZI RUJ ?

 Uzun süre kalıcı olanlar

7) EN ÇOK GİYDİĞİN KAZAK ?

Mor boğazlı kazağım


8)EN SON ALDIĞIN KAZAK?

En son geçen sene almıştım, bu sene hiç kazak almadım :)


9) ÇOCUKLUĞUNDAN BİR ANINI BİZİMLE PAYLAŞ 


Bir sürü anım var tabii. Ama madem kıştan gidiyoruz, sıradan bir çocukluk gecesinde, kar yağdığında ne kadar sevindiğimi, annemin beni ancak kat kat kat giydirdikten sonra bahçeye yolladığını, bahçede arkadaşlarım ve kuzenlerimle saatlerce kalın giyinmekten kapatamadığım kollarımla oynamaya çalıştığımı hatırlarım her karda... 


10) FAVORİ KIŞ OJEN HANGİSİDİR?

Giydiğim kıyafete göre olsun, renk farketmez...



11) KISA BOT MU ? UZUN BOT MU?

Hoşuma gittikten sonra boyu çok da önemli değil. Zaten ayağım 35 numaradan bile küçük olduğu için zor ayakkabı buluyorum :(


12) FAVORİ KIŞ PARFÜMÜN ?

Coco Chanel - Mademoiselle


13) FAVORİ KIŞ MAKYAJ ÜRÜNÜN ?

Yaz-kış aynı aslında :) Kış için özel bir makyajım yok. Ama kışın cildimi daha çok nemlendiriyorum.

14)FAVORİ KIŞ CİLT BAKIM ÜRÜNÜN?

Sevgili arkadaşım Nazlı'nın önerisi olan Clinic nemlendiricim.

15) KIŞ MI ? YAZ MI ?

Kış! Soğuk! Gri, çalışma havası! Güneşin pırıltısından gözümün rahatsız olmadığı ılıman renkli günler. Sıcaktan gölgeye sığınmaktansa, kışın kalın kalın giyinip gezebilmek :)


8 Ocak 2014 Çarşamba

Facebook Kapattıran 10 İnsan Tipi

Bir önceki yazımda, "Facebook'ta aşağıdaki yazıyı gördüm geçen gün" diye başlamıştım. Bu cümlenin içinde Facebook'u görüp üyeyim sanılmasın. Üye değilim! Liste yapmak madem çok moda, ben de çok eğlenerek aşağıdaki listeyi hazırladım.

Biliyorum okuyanların büyük bölümü, siz çok seviyorsunuz Facebook'u. "Biz arkadaşlarımızla oradan haberleşiyoruz..." (Başka da bir faydası aklıma gelmedi şu an :) ) Valla sadece Facebook'tan görüşeceksek olmasa da olur öyle arkadaşlık... Cebimde telefonum, elimin altında 3G'li mailim, anlık whatsapp'ım varken Facebook artık bir artı olmasa gerek...

Kabul ediyorum, Facebook'u ben de üniversite yıllarımda çılgınca kullandım. Ama miyadını doldurduğuna inandığım 2 yıl önce de kapattım. İnanın yaptığım en güzel şeylerden biridir. Bir şey söyleyip "bence.." demek istediğimde Twitter'dayım, 100'lük 150'lik albümleri değil, öneri anlarının fotoğrafları için de Instagram'dayım. Bunlar da sosyal medyada yeterli bir alan sağlıyorlar bana. En azından şimdilik, Facebook'un durduğu yerde kesinlikle değiller.



1. Hayata gözlerini Facebook ile açanlar: Bu insan grubu, okulda, işyerinde her gün görüp sessizliğinden asosyalliğinden dolayı sohbeti merhaba-merhaba'dan ileri götüremediğiniz bir kitleydi. Facebook açılınca bu arkadaşlar okulda topluca verdiğiniz pozları çok samimiymişcesine koymaya başladılar. Bu fotoğraflara herkesten çok yorum yaptılar. Facebook'un inanılmaz aktif insanları olup adeta yumurtadan çıktılar.


2. Facebook olmadan hiç bir şeyden zevk alamayanlar: Bazı insanların hayatlarını hiç merak etmezdim, gel gör ki Facebook açıldıktan sonra bu merak etmediğim hayatların detayları bile ayaklarıma serildi. Gerçekten unutmak istediğim fotoğraflarından hayatlarının en ince ayrıntılarına kadar farketmeden vakıf oldum. Bunlar, kendilerini gittikleri her yerde işaretledi. Bir arkadaş grubuyla buluşunca muhakkak fotoğraf koydular, düğünlerini, tatillerini, doğumlarını, cenazelerini, en özel romantik anlarını boşverip Facebook'ta iki satır karaladılar. Yorumlara pelesenk olmuş "Bebek'te mojito keyfi", "Yalnızken bile eğleniyorum" (korkunç bir surat ifadesiyle çekilmiş foto eşliğinde), "Çok güzeliz" (3-4 kızın kendilerine yaptığı yorum!) hep bu kitlenin hayattan soğutan buluşlarıdır. Tabii ki aslında ne eğlenirler ne keyif alırlar, bunları yapabilseler zaten buralara yazmak zorunda kalmayacaklar... Bu kişiler 1 gün yazmadığında hayatta olup olmadıklarına dair endişe yaratıyorlar. Telaşla evine gidip kapıyı çalmadan kırıp kontrol etme hissiyatı oluşturuyorlar.


3. Aile bağları Facebook ile güçlenenler: "Necmi ağbi bak, yengemle fotoğrafınızı buldum" (buldun da biz napalım?), "Eski bayramlarda hepberaber ne eğlenirdik" (yalan!), "Güzide Teyzemin dillere destan gençliği" (göz göre göre yazmayaydın iyiydi...). Aynı evde yaşadığı annesiyle, babasıyla, kocasıyla, çocuğuyla vs. buradan yazışanlar filan... Bu takımlara biraz katlanabiliyorum, napalım insanlık bu hale gelmiş deyip geçiyorum bi yerde. Bir grup var ki hiç katlanamıyorum, kendilerini ifade edemiyor ve içimi acıtıyorlar... "Dedeciğim seni çok özlüyoruz", "Tuğrul Eniştenin büyük dedesinin kaynı öldü. Acımız sonsuzdur, cenazesine katılmak isteyenler 5 dakika sonra ... Asri mezarlığında ..." (altında 10000 tane "başınız sağolsun Ekrem." ve yaklaşık 500 like???), "Büyük nenem öldü, içim yanıyor", "Sizin hiç bacanağınızın kardeşi Suzan öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum" (Cemal Süreya'nın kemikleri, bu şiirinden dolayı çok sızladı...). İşte bu noktada, lösemiyle boğuşan minikler, gencecik evladını kaybetmiş anneler, anneciğine babacığına doyamayanların hiç düşünülmediği iğrenç ortamdır Facebook. Cemal Süreya'nın büyük acısını anlattığı şiiri, siz 3 yaşındayken öldüğü için hiç hatırlamadığınız bir akrabaya veya konu komşuya adanmamalı. Bu konularda daha saygılı olunmalı, biraz olsun empati yapılabilmeli. Acınızı reddetmiyorum ama bu şekilde yaptığınız paylaşımlara katlanamıyorum...


4. Kendine has, itici Türkçesi olanlar: Kuzular, aşkitolar meşkitolar, Gösde'ler, Öske'ler, Öslem'ler, Ezgy'leri Sezgy'ler.... Onlar kendilerini biliyorlar... Ve bence tüylerimizi diken diken etmek için bile bile yapıyorlar...

5. Fotoğraf Makinasını Facebook'a Boşaltanlar: "Yurtdışına gittim!", "5 yıldızlı otelde kalabildim!", "İşe girdim çiçek geldi!", "Lüks düğün yaptım!", "Pahalı kafeye oturdum!", "Baya havalı arkadaşlarım var!" gibi gösterileriyle tanıdığımız Facebook kitlesidir. 150-200 fotoğrafı tek seferde yüklerler. 5 yıldızlı otelin lobisinde her koltuğa tek tek oturup, elinde kokteylle poz verirken hiç utanmamıştır, pencereyi açıp "Eyyy ahali, bu otelde kalmak için kaç para saydım biliyor musunuz?" diye bağırmak istediği anda ise Facebook imdadına yetişmiştir. Yoksa bu kitlede normalde utanç yoktur. Sadece Facebook'la daha geniş kitleye ulaşırlar.

6.Aradıkları övgüyü Facebook'ta bulanlar: Yıllarca bekledikleri övgüleri, işte o yandan baktıkları tuvalet aynası fotoğrafı sayesinde elde ettiler. Hayatlarında kimse onları bu fotoğrafa aldıkları 100 like kadar mutlu etmedi. İleride torunlara gösterebilecekleri en kıymetli sermaye adeta.

7. Aşkını Facebook'ta bulanlar: Esra Erol'un bu alandaki en büyük rakibi Facebook, nice aşklara aracı olmuş, şarkılara söz olmuştur. Aşkını bulanlara iyi de, bir çöpçatanlık sitesine üye olmak istemeyenler için son derece itici bir mecradır Facebook.

8. Bilgeler: Eskiden köy kahvesinde siyaset tartışanlar artık Facebook'u tercih ediyorlar. Ne fikirler ne fikirler, buradan dünya kurtaracaklar... Yerim ben onları.

9. Gizliden Laf Sokucular: Gün içinde çıkan, örneğin bir siyasi tartışmada hıncını alamayıp kendine daha fazla yandaş toplamak isteyenlerin, başkasının Facebook profilinde hazmedemediği bir şeyi dolaylı eleştirenlerin, her gün bir arada olduğu bir insanı, pis pis arkasından Facebook'ta vurabildiği insan gruplarıdır. Fecilerdir, aslında bırakın Facebook'ta günlük hayatta katlanılmaması gereken tiptir.

10. Hayal Kırıklığı Yaratanlar: F.Ö. çağlarda bazı ağır, oturaklı sandıklarım var ki, onlar büyük hayal kırıklıklarım oldular. Ah ben sizi, işinde gücünde hobisinde, bilimsel çalışmasında, gerçek (sanal olmayan) sosyal ortamlarında, başka şeye de vakit ayıramaz sanmıştım. Meğer ne ortalığa dökülme meraklısıymışsınız... Hele bunların bilgisayara yeni adapte 50-60 yaş grubu var ki, onlara ne desem az. Merakınıza yenik düşüp baktığınız bir oryantalin gençlik fotoğrafını "share" ettiğiniz güne yanarım hala, keşke geçmişe dönebilsek ama işte...

29 Kasım 2013 Cuma

Bazen "Seni Seviyorum" Diyemez İnsan

Facebook'ta aşağıdaki yazıyı gördüm geçen gün:


Hemen arkasından da şu yorumu okudum:
"Bu dolaylı anlatımlar bitirecek bizi ;) Seviyorum de kurtul halbuki ;)))"

 İlk okuduğumda yazı da yorum da doğru gibi geldiler. Hangi fikir haklı karar veremedim.

Biraz düşününce, yorumun net olarak amacını belli eden kestirme bir cümle oluşunu sevsem de benim için yazı geçerliydi. Birinin "seni seviyorum" demesindense "hız yapma, dikkatli git.." demesi benim için çok daha anlamlı. "Seni seviyorum" un içi ne kadar doldurulur bilemiyorum, niye bu kadar önemli bir eşiktir bazıları için anlayamadım gitti. Bir yalanın içinde yaşamıyorsanız zaten seviyorsunuzdur yanınızdakileri. Tekrar tekrar sevdiğini söylese ne söylemese ne! İçi bomboş bir palavraya dönüşmüş, öylesine cümle duymaktan ileri gitmez ki!

Birini sevmek demek, gidince arama ihtiyacı hissetmek (aman merak etmesin), hastalanınca çorbasını karıştırmak (yeter ki iyi olsun!), uyurken susar diye başucuna bir bardak su koymak, ortalığa bırakıverdiği ayakkabısını cilalayıp dolaba kaldırmak, ertesi gün işe giderken yemek için hazırladığı sandviçin yanına neşeli bir not koymak ve bu gibi binlerce ayrıntılarla yanındakinin içini ferahlatmak değil de ne!

"Seni seviyorum" demekte zor bir şey yok ki zaten. Benim böyle sıradan laflarla işim hiç olmadı. Hatta buna benzer neler gördüm de illet oldum şu hayatta... Çocuğuna kavgada bile "anne" değil "annecim" demeyi zorlamış bir komşu kadın, sözde saygısından eşi yattıktan sonra makyajını silen bir kız, tanıştırıldığı biri için "iyi işte, evlenilebilir" gibi alelade yorumlar yapıp sonra "aşkım" lafını ağzından düşürmeyen bir adam... "Anne" kesmiyor, "annecim" bir üst rütbe midir? Herkesin birbirine "aşkım" demesi katı kuralına da bir son versek diyorum. Aranızda azıcık yaratıcı hitaplar bulabilirsiniz ey şahane sevgililer. 10 kişilik bir ekipte herkes de birbirine "aşkım" demez ki yahu! Aşkınız kim siz kimsiniz, anlayamıyorum o kalabalıkta! 

Velhasıl "Seni seviyorum" deyip kurtulanlar benden bir adım geri dursun. Dolsun o cümlelerin içleri, yüklemleri titretsin insanı. Beni seversin, ben de seni severim, orasını merak etme. Akşam pofuduk pijamalarla otururken, kilo alınca, hasta ve soluk günlerimde, moralim bozukken, bir depresyon anımda sev beni. Severken de illa "seni seviyorum" demesen de olur. Yeri geldiğinde, bir uyarı, bir silkindirme, bir aklımı başıma toplatan düzeltmedir benim için "seni seviyorum".