28 Şubat 2014 Cuma

Brugge Masalı - Uzun Haftasonu Tavsiyeleri - 1


Ucuz uçak biletlerinin reklamları maillerde, gazetelerde, sağda solda habire uçuşurken, bir çok kişinin de kafasında, hayallerinde kısacık kafa dinleme tatili fikirleri dolanıp duruyor.

Peki Türkiye'den kalkıp 3-4 gün için nerelere gidilir? Gidilince bu 3-4 gün nasıl değerlendirilir?

Bu aralar pratik bir kaç kısa tatil planı yazmayı düşünüyorum blogumda. İşin fazla hikayesine girmeden, yazıları bastırıp yola çıkabilmenizi dilediğim, tatil hapı gibi bir yazı dizisi planı aslında :)

Belçika'nın şirin mi şirin şehri Brugge "Uzun Haftasonu Tavsiyeleri" dizisinin ilk yazısı. İyi yolculuklar şimdiden :)

Brugge Gezi Planı - Brugge'de saat saat ne yapılır?
Gezi Planından kısa kısa;

-Begijnen Manastırı: Minnewater Park'ın hemen yakınında, yan yana uzanan beyaz binalar göreceksiniz. Biz içine girmek yerine çevreleyen kanalda gezinen kuğulara karşı oturduk. Bu Katolik Manastırı, haçlı seferlerinde eşleri ölen dul kadınların ve bekar kadınların dayanışma halinde yaşadığı bir yermiş.

Restaurant Duc de Bourgogne: Michelin yıldızlı, pahalı sayılabilecek ama çok hoş bir noktada duran güzel bir bina. Plana burayı ekledim ama aşağıda yazdığım Ribs&Beer'la değiştirebilirsiniz.

Nerede Kalalım?
B&B De Vijf Zuilen
Bizim kaldığımız yer, biraz şehir dışında ama sakin ve harika bir B&B idi. Yazının başında kullandığım fotoğraf da kaldığımız yere ait. Ev sahipleri Ginnette ve Patrick'in giriş katta ayrı bir dairesi var ve son derece ilgililer. Her sabah Ginette'in el emeğiyle hazırladığı farklı konseptli kahvaltılarını hiç unutamayacaksınız! 1 Kedi ve 1 köpekleri var ki dünya tatlıları. Eskiden karı-koca  Brugge futbol takımında çamaşırcılarmış, tüm birikimleri ile emeklilik döneminde, bu oteli açmışlar. Biz burayı ve aile sıcaklığını çok sevdik. Şehir merkezine otobüsle10-15 dakikalık bir mesafede ama Brugge de küçük bir şehir zaten, şehrin biraz da dışını görme fırsatı buluyorsunuz böylece.

Planın kalanını da fotoğraflarla özetleyeyim. Fotoğrafları zor seçtim, yine de oldukça fazla oldu... 
B&B De Vijf Zuilen
B&B De Vijf Zuilen
Ginette'le bir konuşmamızda anlatmıştı, bu evi satınalmadan önce her odaya ait banyo yokmuş, tadilat sırasında, ilk olarak her odaya banyo yaptırmış. Banyonun dekorasyonu bile çok şekerdi. B&B De Vijf Zuilen
B&B De Vijf Zuilen Yemek salonundaki vitrin

B&B De Vijf Zuilen Tam kitap okumalık bir bahçe!
Ginette ilk gün bizi bu ön balkonda ağırladı. Bize çok güzel şaraplar ikram etti, otelden ve Brugge'den konuştuk. 
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından, vitrinde kahvaltımızın 2. bölümü bizi bekliyor, meyve, yoğurt ve tatlı ayran.
Brugge'ün 2 merkezi meydanından Markt Meydanı
Belfry kulesinden şehrin görünümü
Ünlü  Brugge biraları, Brugge'de her yüzlerce farklı çeşit bira var, her bira da kendi bardaklarında servis ediliyor. Dönerken hatıra dükkanlarından sevdiğiniz bardaklardan almak isteyebilirsiniz. Biz burada o meşhur frambuazlı biradan tadıyoruz.
Dükkan keşiflerinden...
Brugge bir dantel cenneti. Bir de bol bol  çarpı işi modeli (cross stitch) satan dükkan var, ben o dükkanlarda çıldırıyordum, gerçekten alışveriş etmesi çok zevkli yerlerdi. 
Yürürken mutlaka sade waffle alıp keyifli müzik çalan bir noktada duraklamalısınız! :)
Kremalı-sarımsaklı midye, tam bir Brugge klasiği! Breydel DeConinc de bu işi iyi beceriyor. Gerçekten harikaydı. In Brugge filmini izleyip geldiyseniz, Colin Farrell'in film çekimleri arasında sıkça buraya takıldığını da söylemeliyim!
Breydel de Conninc'de midye-patates-şarap keyfi!  Offf...
Ara sokaklarda kendinizi kaybedeceksiniz.
Minyatür evlerin her birinin fotoğrafını çekmek isteyeceksiniz.

Ahh işte meşhur Minnewater park. Bir marketten biranızı alıp gelin, saatlerce bu huzurlu parkta kitap-bira keyfi yapın!
Minnewater Park, kesinlikle fotoğrafta gözüktüğünden kat kat güzel bir park.
Dantellere bayılacaksınız...
Fiyatlar da böyle :)
Çok şık değil mi?
Sokakların arasından, köprülerin üzerinden fotoğraflar!
Yeldeğirmeni ile birlikte
Kanal turundan şirin ev fotoğrafları
Kanal turundan
Kanal turundan
Kanal turundan tam yemelik bir ev :)
Kanal turu
Beerwall'da bira içmeden gelmeyin!
Ribs&Beer bizim gibi spare ribs canavarları için muhteşem! Herkes sevmez belki diye plana eklemedim.
R&B'de sarımsaklı ekmek ve tabii ki bira :)
R&B'de Spare Ribs! Muh-te-şem! Üstelik yiyebiliyorsanız sınırsız :)

Meşhur Dumon Chocolatier. Tabii Godiva ve Chocolate Line da meşhur. Brugge'de taze çikolata sattıklarını, bu yüzden çikolatanın çok bekleyemediğini söyleyeyim. Satın alacaksanız az alın ve çok dikkatli getirin. Biz 1 kilo çikolatayı maalesef özel çantasıyla getirdiğimiz halde çürüttük.
Dumon Chocolatier
Yine bir ara sokak keşif dükkanı...
Stil ikonu ve büyük hayranı olduğum Audrey Hepburn, 'The Nun's Story' filmini Brugge'de çekmiş. Meşhur sahneler, Brugge tanıtım filmi için tesadüfen tekrarlanıyordu. Çok hoşumuza giderek izledik...
The Nun's Story sahneleri
The Nun's Story sahneleri
Akşamüstü yorulup eve döndüğümüzde biraz bahçe keyfi yaptık. Ginette elinde dondurmalarla koşup keyfimize keyif kattı, o arada dibimizde payını bekleyen bu minnoşu da sevdik bol bol.
Ginette, ayrıldığımız sabah kahvaltı yapamadık diye bize yolluk hazırlamıştı. Yolluğu açtığımda resmen ağladım! Çünkü bir anne gibi her şeyi düşünmüştü. Ve Patrick de sabah 5'te bizi tren istasyonuna bıraktı. Trenle Köln'e geçerken harika köylerin arasından, Ginette ve Patrick'i, güzel otelimizi ve minyatür gibi özenli çizilmiş Brugge'ü, bir daha unutamamak üzere bol bol andık...

7 Şubat 2014 Cuma

MİM-KIŞA DAİR FAVORİLER

Arkadaşım Burcu'nun yeni ve başarılı blogundan geldi mimim :)
Makyaj soruları pek bana göre olmadığı için biraz pas hakkımı kullandım kısaca cevaplar verdim ama, aşağıdaki fotoğraflara bakıp bakıp karlı kış manzaralarını ne kadar özlediğim aklıma geldi...


1)KIŞ DEYİNCE İLK AKLINIZA NELER GELİYOR?

Kar, kar, kar! :) Kar yağmadığı için sevmiyorum bu kışı ve bazı kışları. Mahsur da kalsak yağmalı kar. Okullar tatil olmalı. Kızaklar, kayaklar çıkmalı, eldivenler, bereler, atkılar takılmalı. Kocaman bir kardan adam yapılmalı evden görünecek bir yere. Eve geldiğimde ellerim soğukta karla oynamaktan kıpkırmızı olmalı, yavaş yavaş ısınmalıyım. Sıcak çikolata veya güzel bir kahve yapmalıyım. Akşam kıpkırmızı gökyüzüne bakarak şarap içmeliyim güzelinden...


2)FAVORİ KIŞ AKSESUARIN NEDİR?

Fularlar, boğazlı kazaklar, çizmeler...


3) KAHVE Mİ? ÇAY MI? SALEP Mİ? 

Hiç sorulur mu? Blogumun adına bakmak yeter. Tabii ki kahve :) 


4) FAVORİ KIŞ MUMUN?

Favori mum mu oluyor? :) Burcu'dan kopya, her şeyini sevdiğim İkea mumlar diyeyim :)



5) KIRMIZI RUJ MU ? EYE LİNER Mİ? 

 Eyeliner diyeceğim ama bazen kırmızı ruj da fena olmaz :)


 6) EN SEVDİĞİN KIRMIZI RUJ ?

 Uzun süre kalıcı olanlar

7) EN ÇOK GİYDİĞİN KAZAK ?

Mor boğazlı kazağım


8)EN SON ALDIĞIN KAZAK?

En son geçen sene almıştım, bu sene hiç kazak almadım :)


9) ÇOCUKLUĞUNDAN BİR ANINI BİZİMLE PAYLAŞ 


Bir sürü anım var tabii. Ama madem kıştan gidiyoruz, sıradan bir çocukluk gecesinde, kar yağdığında ne kadar sevindiğimi, annemin beni ancak kat kat kat giydirdikten sonra bahçeye yolladığını, bahçede arkadaşlarım ve kuzenlerimle saatlerce kalın giyinmekten kapatamadığım kollarımla oynamaya çalıştığımı hatırlarım her karda... 


10) FAVORİ KIŞ OJEN HANGİSİDİR?

Giydiğim kıyafete göre olsun, renk farketmez...



11) KISA BOT MU ? UZUN BOT MU?

Hoşuma gittikten sonra boyu çok da önemli değil. Zaten ayağım 35 numaradan bile küçük olduğu için zor ayakkabı buluyorum :(


12) FAVORİ KIŞ PARFÜMÜN ?

Coco Chanel - Mademoiselle


13) FAVORİ KIŞ MAKYAJ ÜRÜNÜN ?

Yaz-kış aynı aslında :) Kış için özel bir makyajım yok. Ama kışın cildimi daha çok nemlendiriyorum.

14)FAVORİ KIŞ CİLT BAKIM ÜRÜNÜN?

Sevgili arkadaşım Nazlı'nın önerisi olan Clinic nemlendiricim.

15) KIŞ MI ? YAZ MI ?

Kış! Soğuk! Gri, çalışma havası! Güneşin pırıltısından gözümün rahatsız olmadığı ılıman renkli günler. Sıcaktan gölgeye sığınmaktansa, kışın kalın kalın giyinip gezebilmek :)


8 Ocak 2014 Çarşamba

Facebook Kapattıran 10 İnsan Tipi

Bir önceki yazımda, "Facebook'ta aşağıdaki yazıyı gördüm geçen gün" diye başlamıştım. Bu cümlenin içinde Facebook'u görüp üyeyim sanılmasın. Üye değilim! Liste yapmak madem çok moda, ben de çok eğlenerek aşağıdaki listeyi hazırladım.

Biliyorum okuyanların büyük bölümü, siz çok seviyorsunuz Facebook'u. "Biz arkadaşlarımızla oradan haberleşiyoruz..." (Başka da bir faydası aklıma gelmedi şu an :) ) Valla sadece Facebook'tan görüşeceksek olmasa da olur öyle arkadaşlık... Cebimde telefonum, elimin altında 3G'li mailim, anlık whatsapp'ım varken Facebook artık bir artı olmasa gerek...

Kabul ediyorum, Facebook'u ben de üniversite yıllarımda çılgınca kullandım. Ama miyadını doldurduğuna inandığım 2 yıl önce de kapattım. İnanın yaptığım en güzel şeylerden biridir. Bir şey söyleyip "bence.." demek istediğimde Twitter'dayım, 100'lük 150'lik albümleri değil, öneri anlarının fotoğrafları için de Instagram'dayım. Bunlar da sosyal medyada yeterli bir alan sağlıyorlar bana. En azından şimdilik, Facebook'un durduğu yerde kesinlikle değiller.



1. Hayata gözlerini Facebook ile açanlar: Bu insan grubu, okulda, işyerinde her gün görüp sessizliğinden asosyalliğinden dolayı sohbeti merhaba-merhaba'dan ileri götüremediğiniz bir kitleydi. Facebook açılınca bu arkadaşlar okulda topluca verdiğiniz pozları çok samimiymişcesine koymaya başladılar. Bu fotoğraflara herkesten çok yorum yaptılar. Facebook'un inanılmaz aktif insanları olup adeta yumurtadan çıktılar.


2. Facebook olmadan hiç bir şeyden zevk alamayanlar: Bazı insanların hayatlarını hiç merak etmezdim, gel gör ki Facebook açıldıktan sonra bu merak etmediğim hayatların detayları bile ayaklarıma serildi. Gerçekten unutmak istediğim fotoğraflarından hayatlarının en ince ayrıntılarına kadar farketmeden vakıf oldum. Bunlar, kendilerini gittikleri her yerde işaretledi. Bir arkadaş grubuyla buluşunca muhakkak fotoğraf koydular, düğünlerini, tatillerini, doğumlarını, cenazelerini, en özel romantik anlarını boşverip Facebook'ta iki satır karaladılar. Yorumlara pelesenk olmuş "Bebek'te mojito keyfi", "Yalnızken bile eğleniyorum" (korkunç bir surat ifadesiyle çekilmiş foto eşliğinde), "Çok güzeliz" (3-4 kızın kendilerine yaptığı yorum!) hep bu kitlenin hayattan soğutan buluşlarıdır. Tabii ki aslında ne eğlenirler ne keyif alırlar, bunları yapabilseler zaten buralara yazmak zorunda kalmayacaklar... Bu kişiler 1 gün yazmadığında hayatta olup olmadıklarına dair endişe yaratıyorlar. Telaşla evine gidip kapıyı çalmadan kırıp kontrol etme hissiyatı oluşturuyorlar.


3. Aile bağları Facebook ile güçlenenler: "Necmi ağbi bak, yengemle fotoğrafınızı buldum" (buldun da biz napalım?), "Eski bayramlarda hepberaber ne eğlenirdik" (yalan!), "Güzide Teyzemin dillere destan gençliği" (göz göre göre yazmayaydın iyiydi...). Aynı evde yaşadığı annesiyle, babasıyla, kocasıyla, çocuğuyla vs. buradan yazışanlar filan... Bu takımlara biraz katlanabiliyorum, napalım insanlık bu hale gelmiş deyip geçiyorum bi yerde. Bir grup var ki hiç katlanamıyorum, kendilerini ifade edemiyor ve içimi acıtıyorlar... "Dedeciğim seni çok özlüyoruz", "Tuğrul Eniştenin büyük dedesinin kaynı öldü. Acımız sonsuzdur, cenazesine katılmak isteyenler 5 dakika sonra ... Asri mezarlığında ..." (altında 10000 tane "başınız sağolsun Ekrem." ve yaklaşık 500 like???), "Büyük nenem öldü, içim yanıyor", "Sizin hiç bacanağınızın kardeşi Suzan öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum" (Cemal Süreya'nın kemikleri, bu şiirinden dolayı çok sızladı...). İşte bu noktada, lösemiyle boğuşan minikler, gencecik evladını kaybetmiş anneler, anneciğine babacığına doyamayanların hiç düşünülmediği iğrenç ortamdır Facebook. Cemal Süreya'nın büyük acısını anlattığı şiiri, siz 3 yaşındayken öldüğü için hiç hatırlamadığınız bir akrabaya veya konu komşuya adanmamalı. Bu konularda daha saygılı olunmalı, biraz olsun empati yapılabilmeli. Acınızı reddetmiyorum ama bu şekilde yaptığınız paylaşımlara katlanamıyorum...


4. Kendine has, itici Türkçesi olanlar: Kuzular, aşkitolar meşkitolar, Gösde'ler, Öske'ler, Öslem'ler, Ezgy'leri Sezgy'ler.... Onlar kendilerini biliyorlar... Ve bence tüylerimizi diken diken etmek için bile bile yapıyorlar...

5. Fotoğraf Makinasını Facebook'a Boşaltanlar: "Yurtdışına gittim!", "5 yıldızlı otelde kalabildim!", "İşe girdim çiçek geldi!", "Lüks düğün yaptım!", "Pahalı kafeye oturdum!", "Baya havalı arkadaşlarım var!" gibi gösterileriyle tanıdığımız Facebook kitlesidir. 150-200 fotoğrafı tek seferde yüklerler. 5 yıldızlı otelin lobisinde her koltuğa tek tek oturup, elinde kokteylle poz verirken hiç utanmamıştır, pencereyi açıp "Eyyy ahali, bu otelde kalmak için kaç para saydım biliyor musunuz?" diye bağırmak istediği anda ise Facebook imdadına yetişmiştir. Yoksa bu kitlede normalde utanç yoktur. Sadece Facebook'la daha geniş kitleye ulaşırlar.

6.Aradıkları övgüyü Facebook'ta bulanlar: Yıllarca bekledikleri övgüleri, işte o yandan baktıkları tuvalet aynası fotoğrafı sayesinde elde ettiler. Hayatlarında kimse onları bu fotoğrafa aldıkları 100 like kadar mutlu etmedi. İleride torunlara gösterebilecekleri en kıymetli sermaye adeta.

7. Aşkını Facebook'ta bulanlar: Esra Erol'un bu alandaki en büyük rakibi Facebook, nice aşklara aracı olmuş, şarkılara söz olmuştur. Aşkını bulanlara iyi de, bir çöpçatanlık sitesine üye olmak istemeyenler için son derece itici bir mecradır Facebook.

8. Bilgeler: Eskiden köy kahvesinde siyaset tartışanlar artık Facebook'u tercih ediyorlar. Ne fikirler ne fikirler, buradan dünya kurtaracaklar... Yerim ben onları.

9. Gizliden Laf Sokucular: Gün içinde çıkan, örneğin bir siyasi tartışmada hıncını alamayıp kendine daha fazla yandaş toplamak isteyenlerin, başkasının Facebook profilinde hazmedemediği bir şeyi dolaylı eleştirenlerin, her gün bir arada olduğu bir insanı, pis pis arkasından Facebook'ta vurabildiği insan gruplarıdır. Fecilerdir, aslında bırakın Facebook'ta günlük hayatta katlanılmaması gereken tiptir.

10. Hayal Kırıklığı Yaratanlar: F.Ö. çağlarda bazı ağır, oturaklı sandıklarım var ki, onlar büyük hayal kırıklıklarım oldular. Ah ben sizi, işinde gücünde hobisinde, bilimsel çalışmasında, gerçek (sanal olmayan) sosyal ortamlarında, başka şeye de vakit ayıramaz sanmıştım. Meğer ne ortalığa dökülme meraklısıymışsınız... Hele bunların bilgisayara yeni adapte 50-60 yaş grubu var ki, onlara ne desem az. Merakınıza yenik düşüp baktığınız bir oryantalin gençlik fotoğrafını "share" ettiğiniz güne yanarım hala, keşke geçmişe dönebilsek ama işte...