4 Mayıs 2015 Pazartesi

Bebeğimle İlk Tatil - Belgrad

Belgrad Kalemegdan'da günbatımı
Belgrad, bebeğim 5,5 aylıkken, ailecek yaptığımız ilk tatil olarak anılarımıza yerleşti. Lezzetli yemekleri, uygun fiyatları, sıcak insanları, yemyeşil parkları ile çok da güzel bir seçim olmuştu. Bebekle müze gezmektense ağaçların olduğu güzel bahçeleri hedeflemiştik, Belgrad çok iyi bir tercih oldu. Lafı çok uzatmadan, gidecek olanlara mini bir rehber hazırlamak istedim, umarım işinize yarar...  

Önerdiğim yerlerin haritadaki yerleri - Belgrad
Belgrad, Türkiye'den uygun fiyatlarla uçabileceğiniz, ucuza lezzetli yemekler yiyebileceğiniz, çok lüks olmayan ama gayet keyifli bir Avrupa şehri. Bebekle gezmeye oldukça uygun. Her yer park, bahçe, yemyeşil... Bebek arabasını bazı mekanlarda veya bazı kaldırımlarda düşünmemişler ama genel olarak idare ediyorsunuz. İç mekanda sigara serbest! Bazıları için güzel haber belki, ama çocukluysanız epey can sıkıcı... 
  • Taksi kullanabilirsiniz, gündüz fiyatlar oldukça uygun. Her yere taksiyle gittik. Ancak 18:00'den sonra taksiler gece tarifesine geçiyor ve çok pahalı oluyor. Sabah 10 TL civarına gittiğimiz yere akşam 50 TL ücret vererek döndük.
  • Kalemegdan Park : Osmanlı'nın Belgrad'a dayandığını yıllarca tarih kitaplarından okuyanların ilgisini çekecek tarihi bir alan, aynı zamanda kocaman bir park. Bebek arabasıyla saatlerce turladık, banklarda oturup Belgrad manzarası izledik. İçerisindeki hayvanat bahçesinin fiyatı kişibaşı 10 TL ancak bana sorarsanız gezmeye deymez. Kalemegdan'daki Terasa Restoran ise parktaki yürüyüşünüz sonrası ideal ve hoş bir yemek durağı. Bebek dostu bir restoran değildi maalesef, merdivenli girişi, alt değiştirme için bir yer olmaması vs.. Ama Belgrad'da bebek dostu bir restoranla da karşılaşmadık doğrusu. Terasa Restoran menüsü için benden bir tavsiye daha, ilk sayfada şefin önerileri bölümündeki yemekler daha iddialı. 
Kalemegdan
Kalemegdan
Terasa Restoran'da Kajmak soslu et yemeği

Terasa restoran
  • Knez Mihailova : Burası şehrin İstiklal Caddesi diyebiliriz. Otelinizi buradan ayarlayabilirsiniz. Gayet canlı ve hareketli bir cadde. Alışveriş yapabilirsiniz, kafelerde dinlenebilirsiniz. Biz burada Prince Hall Palace'da kaldık. Çok merkezi, temiz, sahipleri son derece ilgili bir otel. Booking.com'dan oldukça yüksek not almış. Fakat kahvaltısı vasat, asansörü çok eski ve bebek arabası ile binmesi oldukça zor, otel girişindeki merdivenler dezavantaj... Bebek yoksa, kahvaltı da önemli değilse öneririm, ama özellikle bebeklilere tavsiye etmiyorum.
Knez Mihailova Caddesi
  • Skadarlija : Asmalımescit tarzında, müzisyenlerin masa masa dolaştığı, uygun fiyata güzel yemek ve içki içebileceğiniz keyifli bir sokak. Biz Sesir Moj'da yedik. Belgrad'a gidip "kajmak" dedikleri tuzlu tereyağa benzer kaymağı tatmamak olmuyormuş. Etlerin üzerine "kajmak" koyuyorlar ve oldukça lezzetli, Türk damak tadına uygun yiyecekler yiyorsunuz.
  • Müzisyenlerle keyifli bir yemek - Scadarlija Sesir Moj
  • Zemun: Bu semt daha önce başlı başına bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu şehri imiş. Zaten gezerken dokunun farklı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Zemun'a gidip biraz ara sokaklara dalarak yeni yerler keşfedebilirsiniz. Semtin bir pazarı da kuruluyormuş, bunu haritaya işaretledim ancak biz maalesef kaçırdık ve gezemedik. Zemun'da yemek yemek için Saran ve Reka Restoran'lar hakkında oldukça iyi yorumlar okumuştuk. Biz Reka'ya gittik ve buraya bayıldık. Sahibi, garsonlar o kadar ilgili, yemekler o kadar lezzetli, manzara o kadar harika ki buradan kanatlanarak ayrıldık. Biz sabah saatlerinde gittiğimiz için mekan boştu. Ama manzara harikaydı ve restoranın sahibi gibi tadını çıkardık. Esas akşam gitmek gerekiyormuş, eğlenceli bir canlı müzik oluyormuş. Belgrad'ın yerli hayatını tatmak için birebir bir mekan. Gittiğinizde sahibine "kısakahvemolası blog'dan selam getirdim" demeyi unutmazsanız çook sevinirim. :) 
Zemun'un ara sokakları
Zemun'un ara sokakları
Reka Restoran'da zeytinli bir meze
Reka restoran'da şahane bir tatlı su levreği
Reka Restoran'ın tatlı mı tatlı sahibesi Qoqana ve biz.
Zemun - nehir kenarı

  • Ada Ciganlija: Burası Sava nehrinin ortasında kalmış harika bir ada. Bir tatil beldesine gelmiş gibi hissedeceksiniz. Aktivite olarak yok yok! Pırıl pırıl nehirde yüzün, kafelerde canlı müzik eşliğinde Türk kahvenizi yudumlayın (bazı kafelerde "local cafe" olarak menüde yer alıyor), kano yarışlarını izleyin, golf alanlarında gezin, piknik yapın, orman havası alın, bisiklet kiralayın kısacası tüm bir günü dolu dolu adaya ayırın. Burada yapmayacağınız tek şey tuvaletlere girmek olsun :) Tuvaletler rezalet... 
Şimdi bu blogdan başka hiç bir yerde bulamayacağınız müthiş bir yer öneriyorum. Giderseniz bana yazmayı unutmayın :) Ada'nın "Ada Safari" denen bir alanı var, burada bir "Relax Restoran" var. Manzarası mükemmel, fiyatlar çok uygun, yemekler gayet başarılı. Ada Safari kısmında ormanın derinliklerine daldık, burada yaşayan halkın evleri, enteresan publar ve düğünler yapılan salonlar gördük. İlginç bir tecrübe ve mis gibi orman havası için tavsiye ederim..

Ada Ciganlija - Girişinde adanın simgesi diye düşündüğümüz bir şey; şişeden su püskürüyor.
Ada Safari'de Relax Restoran
Relax Restoran'dan gölü izlerken
Relax Restoran'dan gölü izlerken
Relax Restoran, uzaktan
Relax Restoran'dan
Relax restoran'da keyifli ve leziz bir öğle yemeği
Ada Ciganlija'nın nehre bakan kısmında keyif
Oğlumun  nehir keyfi :) 
  • Aleksandra Bulvarı ile Usce Alışveriş merkezi'ni de bir turladık. Buralarda kayda değer bir şey bulamadım. Yerel giyim mağazaları Aleksandra'da var, ama bence giyim konusunda esas cennet Türkiye. Usce ise bildiğiniz avm, bildiğiniz mağazalar, gitmeye değmez.
Aleksandra Bulvarı'nın girişi

  • Taşmeydan: Burası da yeşillik, park alanı. Hoş binalar var, bebek arabası ile turlamaya uygun.
Taşmeydan - parklar
  • Supermarket: Alışveriş yapmayı seviyorsanız, böyle bir mekan var. İçinde enteresan ıncık cıncık malzemeler ve büyük markaların eski sezonlarından vintage kıyafetler var. Kahve içip pasta yemek için de güzel bir bahçesi var. 
Süpermarket - içi
Süpermarket - bahçesi
Sonuç olarak biz Belgrad'ı sevdik. Vizesiz olması avantaj, kısacık bir haftasonuna bile sıkıştırılacak keyifli bir program yapılabilir...

2 Nisan 2015 Perşembe

Bu Sabah Yağmur Var Ankara'da...



Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye...
Cumartesi günü oğlum 5 aylık olacak. Bu 5 ayda hayatım tamamen değişti. Duruldu, güzelleşti, masumlaştı, mis gibi koktu, duygusallaştı. Çocukluk, hep geçmişte kalan güzel anılarmış ve ben oğlumun geçmişini yaşıyormuşum gibi garip bir ruh hali içindeyim. Günler bir rutin içinde ve çok yavaş gibi ama totale baktığımda (5 ay!) fena halde hızlı.

Kendime "Ben anne mi oldum şimdi?" diye sorduğumda vereceğim cevaba inanamıyorum. Ne kadar zor ve insanı tonlarca yük altında bırakan bir sıfatmış "Anne". Bugüne kadar olur olmadık şeyler için eleştirdiğim annemin, annelikte yanına bile yaklaşamayacağımı düşünüp oğlum için endişeleniyorum. Benden başka kimsenin bebeğimi besleyememesinden anlıyorum anne olduğumu çoğunlukla. Ne kadar fazla misyonla doğuyormuş bir kadın. Bugüne kadar yaşadıklarım bir yana şimdi bambaşka bir insan oldum ben sanki.





Bu sabah yağmur var Ankara'da.
Ankara'ya kar kadar yağmur da bir başka yakışır. Gri şehir esas rengine bürünür, her şey netleşir. Kadınlar topuklu ayakkabı ve şemsiyeleriyle Tunalı Hilmi'de yürür. Adamlar takım elbiseleriyle Kızılay'da otobüs sıralarına koşturur. Dolmuşlar dolu geçer, üniversiteli gençler ıslanır. Hızlı geçen bir araba, yolda yürüyen okul çocuğunu ıslatır.  Liseli bir öğrencinin içi geçer , tahtaya bakar sıkılır camdan bakar ve esner. Yenimahalle'de bir simitçi çocuk süratle tepsisini başından indirip simitlerin üstlerine poşet geçirir. Keçiören'de 5 minik kafadar futbolu bırakıp ellerini havaya açar, kafacıklarını gökyüzüne uzatır ve serseri mayınlar gibi sağa sola koşuşur. Beş aylık bir bebek, annesinin kucağında camdan dışarı baygın baygın bakar, Ankara'nın ne demek olduğunu bilmez, annesinden bir şeyler dinler, gözlerini ovalar ve yatağına bırakır bırakmaz derin bir uykuya dalar.


23 Ekim 2014 Perşembe

36. Hafta, Kilolar, Cheesecake Factory ve Magnolia Bakery ile İmtihanım

Benim küçücük boyuma 15 kilo gerçekten çok geliyor :) Ebru Şallı, Çağla Şıkel, 1.70'in üzerindeki boylarıyla hamileliklerinde 8-9 kilo alıyorlarken, ben uçuşa mı geçtim ne! :)
Evde tartı da olmadığı için 15 kiloyu aşmış da olabilirim bilemiyorum.

Bu hafta Alvi, kontrole gelmene gerek yok dedi. "Yapacak bir test vs. kalmadı nasılsa, 37. haftada gel, doğuma ne kadar kaldı ona bakalım" dedi. Hastaneden başka yerde de kiloma bakılmıyor, ha zaten burada da kilomu pound cinsinden ölçüyorlar, bir de onu kiloya çeviriyorum :) Hemen hemen her hafta ortalama 2 pound alıyorum, o da yaklaşık 1 kilo diye hesaplıyorum. Yaşlı hemşire Marie'yi çok seviyorum, her gittiğimde kilomu, tansiyonumu, beta HCG'mi (bu da Türkiye'den farklı, bizde beta Hcg ölçülmez, ultrason olmadığı için, hormondan hafta hesaplıyorlar) o ölçüyor. Tartıya her çıktığımda, "Yok yok, sen almıyorsun, bebeğin alıyor bu kiloyu" gibi şeyler deyip, beni sevip okşayıp moral veriyor :)  Tabi bu ilgiyi görünce ben, hemen koyverip, "iyi, iyi, tatlı yemeye devam" diye düşünmeye başlıyorum...

Aslında iştahım normal bence, benim her zaman yemek yemeye yerim vardı, şimdi de aynı seviyede var. Ama tatlıda sınır tanımıyorum. Yemek istemiyorum, ne bebeğe ne bana faydası yok biliyorum filan, o ayrı da, gel de uygula.


Michigan Caddesi'ne her yürüdüğümüzde Cheesecake Factory'ye girmememiz mümkün değil. Yakınındaki dükkanları gezerken bile tüm konsantrasyonumu kaybediyorum, başka hiç bir şey düşünemiyorum. Yemekleri süper, ne seçsek lezzetli çıkıyor, arkasından yediğim Cheesecake'te ise tamamen aklımı yitiriyorum. Her girdiğimde, "Bu sefer sadece cheesecake yiyeceğim" desem de yalan oluyor. İçerdeki kokudan ve tabaklardaki görüntülerden etkilenip "Hadi önden bi şunu deneyelim, paylaşalım" demeye başlıyoruz... Bir de ortaya gelen o ekmekler, tereyağıyla beraber getirdikleri hayatımın ekmekleri... Neyseki Cheesecake Factory eve 25-30 dakika yürüme mesafesinde. Yoksa bitmiştim...

Cheesecake Factory - quesadilla
Cheesecake Factory - bunlar aperatif...
Cheesecake Factory - cheese steak sandwich
Cheesecake Factory - snickers'lı cheesecake
Cheesecake Factory - taze muzlu cheesecake 
Cheesecake Factory
Cheesecake Factory
Cheesecake Factory - red velvet pasta
Ama bir de Magnolia Bakery var ki, evin dibinde; kendine özgü meşhur pudingi bir harika. Ortalıkta dev pastalar da yapıp insanın aklını başından alıyorlar, bir de hamileyseniz... Türkiye'de nasıl döner müşterinin önünde hazırlanır, burada da pasta taze taze önünüzde mis kokusuyla hazırlanıyor. İşte bu bile, önünden geçerken dahi aklımı çeliyor. Her seferinde, "Nasılsa çok yürüyorum", "Ankara'da bunu çok özlerim", "İlk hamileliğim değil mi, tadını çıkarayım" gibi bahanelerim hep hazırda.

Magnolia Bakery - evde magnolia puding ve cam önünde blog yazma keyfim
Magnolia Bakery - magnolia puding
Magnolia Bakery
Magnolia Bakery - cupcake'ler
Magnolia Bakery
Magnolia Bakery - her zaman her şey taze...
Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor...
Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor...
İşte böyle... Kilo almayı istememek ve bu lezzetleri es geçememek arasında gidip geldiğim günleri yaşıyorum. E bir de Türkiye'deki gibi tanıdıkların arasında olmamanın verdiği bir rahatlık var, aldığım kilolara gelen eleştiri sıfır :) Sonuç: yakında yuvarlanarak gezebileceğim galiba! :)