13 Ocak 2013 Pazar

Barcelona'da Gözümüzün Önünde "Vicky Cristina Barcelona"

Barcelona'da Ağustos'un kör sıcağında, Las Ramblas'da turist turist dolaşmaktan sıkılırsınız. Buraya çok kısa göz atıp, belki bir kaç hatıra satın alıp asıl görülmesi gereken yerlere geçmelisiniz. Bizim en çok keyif aldığımız yerlerden biri Mercat del Born ve civarıydı.

Binaların arasından Mercat del Born
Mercat del Born, Avrupa'nın "demir mimarisi" ile, İspanya'nın kendine has "cam mimarisi"ni birleştiren çok hoş bir bina. Mimar Josep Fontsere'in projesinin yapımına 1874'te başlanmış, 2 yıl içerisinde tamamlanmış ve 1971'den beri de şehrin en büyük ve tarih kokan pazarı burası. Hemen karşısında çok güzel kafeler var. Havanın yeni yeni serinlemeye başladığı bir Barcelona gecesinde, lezzetli tapaslar, güzel bir sangria, çevrede dolaşan şık insanlar ve Mercat del Born'un ortamı ısıtan mimarisi tüm tabloyu tamamlıyor.

Biz Mercat del Born'un en yakınındaki kafe olan La Taverna Del Born'u tercih ettik. 1 Litre sangria (meyvelerle karıştırılmış şarap) ve bir kaç da tapas (İspanyol mezesi) seçtikten sonra günün yorgunu ayaklarımızı, uzun uzun dinlenmeye çektik. Gerçekten hepsi güzeldi, burada dinlenmeyi seçmek isabetli olmuştu.
La Taverna del Born'dan tapaslarımız
La Taverna del Born'da tapas seçiyoruz...
La Taverna del Born'dan patatas bravas ve sangria
La Taverna del Born'dan tapaslarımız
Önümüzde Amerikalı olduğu her halinden belli bir kadın, elinde emanet gibi duran bir Cervantes okuyordu. Okumaya dalamadığını, kitabın üzerinden çıkıp duran, sürekli çevreyi süzen bakışlarından kolayca anlıyorduk. Barcelona Barcelona filminden etkilenip buralara gelen kimbilir kaçıncı Amerikalı turistti. Uzun süredir burada elinde kitabıyla oturuyor olmalıydı, garsonu daha fazla kızdırmamak için, ara sıra bir kaç küçük sipariş veriyordu. Acaba gözleri birini mi arıyordu? Onu izlemek bir filme dönüşünce, tahminlerimizle gülüp durdukça, burası bize bir sangriaya daha patladı!

Sahne 1 - Yeşil tişörtlü Amerikalı kadın, henüz yalnızken...
Neyseki bu sangriayı alıp filmin sonunu beklemek elimiz boş dönmememizi sağlamıştı! Yaşasın içgüdülerim, bu kadının enteresan olduğunu daha oturur oturmaz anlamıştım! Sonunda, köşede bekleyen, kafenin sahibinin arkadaşı -gibi bir şey- olduğunu düşündüğümüz adam, sangriaları arka arkaya yuvarladıktan sonra, kitabın üzerinde yapayalnız gezinen gözleri yakaladı ve elinde yeni kadeh, kendine güvenen adımlarla ilerledi.

"Cervantes ha? Barcelona'ya hoş geldin" tarzı bir cümleyle muhabbeti açtı.

Sahne 2 - İşte Juan Antonio da geldi...
Amerikalı kızın yüzünde ise sıcacık bir gülümseme peydahlandı. Adam 10-15 dakika böyle ayakta durdu ve İspanyol edebiyatı havada uçuştu. Peki ya Amerikan edebiyatı? Muhabbetin uzayacağı belli olunca adam, yan masadan bir sandalye çevirip "Oturabilir miyim?" diye sordu. Kız zevkten dört köşe, adamın sandalye için arkasını dönmesinden bulduğu fırsatta, sapsarı saçlarını sola yatırıp kabartmaya çalışırken yakalanıverdi, "Elbette" dedi yaydıra yaydıra.

Biz kıkır kıkır izlediğimiz ufak oyunun ve başarılı oyuncuların tadını çıkarırken, Woody Allen'ın, filmin konusunu çok düşünmediğini, şu şehrin sokaklarında biraz gezinip bir kaç kafede oturunca direk senaryoyu çıkardığını anladık. Marifet Woody Allen'da değil, Barcelona'nın sıcak havasında, kıpır kıpır insanında, keyifli sangriasında, lezzetli tapaslarındaydı. Yok yok, marifet bunu gören Woody Allen'ın gözlerinde, yazan parmaklarında, süzen yüreğindeydi. Arada kaldık.

28.sn'de başlayan sahne, işte bizim sahne!

Film bizim için burada sona erdi, yorgunduk eve dönmek istedik. Kimbilir film nerede devam edecekti, belki kahramanlarla tekrar karşılaşırdık, bizim için bu kadarı yeter deyip hesabı istedik. Ödedik, masadan kalktık. Köşeye kadar yürüyüp diğer sokağa geçecekken arkamı dönüp tekrar baktım, o da ne, bizim Cristina'yla Juan Antonio da kalkmıştı, diğer tarafa doğru oldukça samimi yürüyorlardı. Kız üşür gibi oldu, adam fırsatı kaçırmadan sarıldı. Biz şarkıya başladık; "porque tanto perderse tanto buscarse sin encontrarse..."

3 yorum:

essra dedi ki...

hahah super olmus bu kadar denk gelir desene :)) barcelona benimde bu seneki listemde bakalim ama anladigim kadariyla cok yaza birakmamak lazim:))

KısaKahveMolası dedi ki...

Evet evet hele Ağustos ayında gitmemek lazım İspanya ve İtalya'ya. Tüm iyi restorantlar 1 ay kapatıyor ve tatile çıkıyor. Sıcakla baş etsen, kapalı dükkanlarla baş edemiyorsun...

Aylin dedi ki...

En sevidigim filmlerden biri "VCBarcelona" :-)