Çok isteyerek yazmaya başladığım blog işini, ben pek beceremedim. Yazılarıma uzun aralar verip okuyanları bıktırdım. Çözünürlüğü iyi fotoğraflar koymak istedim hep, ama hala makine alacağım kendime. Bir sürü taslak yazıya başlayıp bir türlü yayınlayamam aylarca. Hep bir vakit darlığı, bir koşturmaca, sonu nedir onu da bilmiyorum, ama en çok istediğim işleri yapamıyorum sonuçta.
Yıllardan beri takip ettiğim bazı blogger'lar var oysaki, bu işin hakkını layığıyla veren; yazılarını gördüğüm an içim açılan Deli Anne gibi. Harika fotoğrafları, akıcı dili, içten halleri, güzel oğullarından öğrendikleri ve bayıldığım İskoçya görüntüleriyle blogu, kesinlikle bu alemin baş köşelerinden birinde. Ben onun blogundan çok şey öğrendim. Montessori'yi, homeschooling'i hiç alakam olmadığı zamanlarda duyup ilk araştırmaya başlamam ve bununla, bakış açımın çoook değişmesi onun sayesindedir. İşyerinde kahvemi alıp, "Tamam, hadi şimdi ful konsantre" deyip kulaklığımda beni anında rahatlatan müziğiyle beliren Evgeny Grinko, yine onun sayesinde. "
Eşyadan Azade" yazısı ile, gereksiz her şeyden arınma fikrimi, evimi ilk kurduğum gün elde etmem onun sayesinde. Ve daha bilimum dekorasyon fikirleri, dertleşme gibi yazdığı yazılarından kazandıklarım, günlük instagram videolarından ve fotoğraflarından bambaşka alemlere uçup gitmelerim onun sayesinde.
Mümkün olsa bugüne kadar kesin tanışırdım. Ne varki çok uzak mesafelerdeyiz. Benim gözümde dünyanın en huzurlu yerlerinden birinde, ama elbette benim "kesinlikle gidilecekler" listemin başında bir ülkede. Ben Ankara'da iş-ev "doğru parçası" yaşam düzeninde, anca bulduğu her fırsatı değerlendirmeye çalışıp bir "üçgen" oluşturma hevesinde bir kişiyim. Benim yolum İskoçya'ya düşerse onunla haberleşip tanışabilmek, 'Bilim Selim'ini ve 'Melodik Kerim'ini sıkıştırma hayallerindeyim. Onun yollarında pek Ankara göremedim ama keşke gelse de bana uğrasa, o sabah kahvesi keyiflerinin bende de epey bir olduğunu görse, beraber oturup yudumlasak, ne çok isterim.
Günlerden bir gün, ben bu kadar çok şey öğrendiğim Deli Anne'nin bloguma bıraktığı yorumla heyecanlanmıştım. (E ben çömez blogger, tabii ki böyle duayenler benim bloguma girince çok sevinirim.) Ama o gün, daha yeni
bisiklete binmeyi öğrendiğim için zaten ayrıca bir havalardayım. Meğer bu yazı, onun içinde bir heves uyandırmış. Oradan buradan haberleştik. Instagram'da yeni bisiklet aldığını görünce de pek sevindim! Derken binmeye de başladığı haberini alınca iyice mutlu oldum. Onun sıcak diliyle bana yazdığı notlara ne diyeceğimi şaşırdım. Kısacık bir yazının on binlerce kilometre uzaktakilere gidebilmesi, benim heyecanımı hissedebilmesi ne güzel bir şey! Uğraşsan, didinsen şurda yanı başındakine sevincini belli edemiyorsun. Mutluluk, sevinç, heyecan hep paylaşanı bilenle güzel. Blogumu da, bir yerlerde böyle insanların olduğu fikriyle ve bu sayede belki bir iletişimim olur diye açtığım günleri çok iyi bilirim.

Sevgili Mümine, seninle minik bir özgürlük hissini paylaşmak, iletişimde olmak çok güzel. Bunların katlanıp çok daha büyük sevinçleri paylaştığımız günlere dönüşmesini dilerim. Kazasız belasız, güzel günlerde bin bisikletine! :)
Not: Ben yaklaşık 4,5 aydır binemiyorum! Bunu da ayrıca yazmalıyım bir ara!