8 Eylül 2018 Cumartesi
Okula Dönüş Kampanyası
6 Ağustos 2017 Pazar
Teknolojiyi Güzel Kullanan Çocuklar
20 Temmuz 2017 Perşembe
Son Anda Planladığım Tatillerin İpuçları
Yazın sıcağında çalışmak zorundayken instagrama girmek beni bitirmeye başladı.
https://www.ucuzabilet.com/antalya-ucak-bileti
7 Aralık 2016 Çarşamba
YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!
Ulaşımda En Pratik Yol O! sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.



Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
<img alt="haydar-colakoglu-yolo-turkiye" http:="" media.boomads.com="" images="" offer="" haydar-colakoglu-yolo-turkiye.jpg"="" style="height:320px; width:480px">
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
28 Kasım 2016 Pazartesi
Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!
“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü. Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
17 Ağustos 2016 Çarşamba
Amerika'da Doğum Sonrası Çıkarılan Belgeler
16 Ağustos 2016 Salı
Tatil Keyfiniz Jolly Tur’la Serüvene Dönüşüyor
22 Mart 2016 Salı
Amerika'da Doğum ve Sorularınız
8 Ocak 2016 Cuma
Yeni Yılda Kendine Meydan Oku!
Kendinize hedefler koymadan yol alabiliyor musunuz?
Ben bu sene işi sıkı tuttum. Her şey kontrol altında olacak umarım :)
Bu zamana kadar pek "düzen insanı" değildim, ama anladım ki mutluluk düzende :)
Bebeği olanlar beni daha iyi anlayacaklardır, insan doğası düzene yatkın ve düzen arıyor aslında.
Ajandanın sayfalarını www.thehandmadehome.net'den indirdim.
İndirdiklerimin renkli baskısını aldım. Hepsini dosyaladım, biraz da desenli bantla süsleme yaptım, hazırlıklar tamam.
İçi şöyle dolacak: Senelik hedeflerinizi belirleyeceksiniz, bunu önce aylara sonra günlere bölerek düzenleyeceksiniz. Günlük, aylık, haftalık hedefleriniz olacak. Çok da abartıp kendinizi bunaltmayacaksınız. Günlük hedefler 10 dakika, 15 dakikalık olacak. Örneğin her gün ütü yapacağım diyorsanız, her gün yarım saat olmayacak. Fazlası bunaltıyor ve tamamen vazgeçiyorsunuz. 10'ar dakikalık hedeflerse gözü korkutmuyor.
Bir diğer önemli konu zinciri asla kırmamak. Antibiyotik kullanır gibi. Korkmayın, mutluluk düzende unutmayın. Zinciri kırmamak esas görev. Sonrası hedefleriniz. En azından yıl bitince "şunları yaptım" diyebilecek kadar net olacak her şey. Fazla geleni, yük olanı, seneye yapmazsınız biter :)
Bu arada size çok beğendiğim bir vlogger öneriyorum. Zaman yönetimi ve verimlilikle ilgili iki güzel videosunu da yeri gelmişken burada paylaşıyorum. Blog alemine pek uzak gelmeyecek bir isim, blogger'ların en eskilerinden Devletşah'ın eşi Barış Özcan. Bizim evde bu ara her videosu günü gününe izleniyor. Çok kaliteli içerikleri var, tüm videolara göz atmanızı hatta abone olup kaçırmamanızı öneririm, inanılmaz ufuk açıcı.
11 Aralık 2015 Cuma
Yeni Bir Fikir: Bir Şeyleri Düzene Koy!
Aklımda uzun zamandır bu cümleler var. Herkesin de az çok vardır eminim. Olduğumuzdan daha verimli olmayı istemek, hep yapacağım dediğimiz şeyleri bir türlü yapamamak, hiç bir şeye vakit bulamamak, neden bulamadığımızı da anlayamamak... Uzar gider bu liste.
Yazacaklarım hepinizin bildiği şeyler belki de. Ben de zaman zaman duydum bunları. Ama karar vermek önemli. Hayat geçip gidiyor, istediklerimize vakit bulmamız lazım. Hedeflerimizi gerçekleştirmek için geç değil hiç bir zaman. Son zamanlarda herkes uzman, herkes bir şeyler öneriyor. Böyle anlaşılmaktan korkuyorum. Sadece araştırdığım, hoşuma giden ve okuyunca fikir veren şeyleri toparlamak, kendime de bu yolla motivasyon sağlamak istedim.
Ben bu sene, hep yapmak istediğim bir şey için güzel bir adım atabildim. Ağustos gibiydi sanırım, Goodreads'i aktif kullanmaya başladım. Yıllık kitap okuma düzeni oluşturan bir site bu. İşin doğrusu iyi de gaza geldim! Hızlı okuyamam ama çok da okunacak kitap var önümde. Bazılarının yalnızca kapaklarını bilmekle geçip gidecek ömrüm, çünkü okumaya vakit yok deyip geçiyordum artık. Yavaş okumaya devam ediyorum, ama okumaya vakit yaratıp 5 ayda 12-13 kitap okudum. Neden? Çünkü bu site vasıtasıyla kendime hedef koyabilmiştim. İstatistiklerim vardı, nasıl okuduğumu ölçtüm, anladım, insanların nasıl da okuduğunu da gördüm sitede. Yılda 70 kitaplık hedefi olan insanları gördüm.
Demekki, ben ne kadar planlı yaşamayı sevmesem de, planlı olmakla düzeliyordu bir şeyler. Müzik aleti çalan, dansla, sporla uğraşan disiplinli ve başarılı insanları inceleyin. Başarmak için her gün "mutlaka" ve "düzenli" çalışıyorlardı. Demek hayatın sırlarından biri planlı olmaktı.
Erken Kalk!
Nil Karaibrahimgil'in oğluna yazdığı bir yazıyı okuyunca, şu cümleye bayıldım:
"Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama "erken kalkan yol alır" hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30'da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliliğine."
Evet bu iş gerçekten böyle. "Vücut ritmim gece çalışıyor / gündüz çalışıyor" fikrinin ötesinde bir şey. Gece olunca, hormonlarımız bile uyumaya programlı. Gece ses çıkaramazsın, doğru dürüst iş yapamazsın. Sabahın köründe kalk ve herkesten önce bitir işini. Hava aydınlıkken, işini bitir, dışarı da çık, eve de dön. Güneşten, ışıktan enerji al. Bence sırlardan biri de bu!
Kendi Motivasyonunu Kendin Yarat!
5 Kasım 2015 Perşembe
Bir İki Bloga Saldırasım Var!
Dün çok meşhur bir blogda "uyku eğitimi" ele alınmış, tesadüf açtım baktım.
O da ne! Yazıyı Hitler yazsa bebekler anca bu kadar sert bir uyku eğitimi alır. Yazı adeta "1 yaşına kadar uyku eğitimi vermediyseniz zaten geçmiş ola" filan diyor. 6. Aydan sonra gece emzirilmesine de tamamen karşı. Acıkmayacak o bebek uykusunun arasında, o kadar! Uyku saati tektir ve asla bozulamaz diyor. Valla bu herhalde tamamen yapayalnız yaşıyan, her günü aynı modda geçen bir anne. Ne bir yere gidiyorlar, ne kapıyı bir çalan oluyor ve o çocuk 8 dedi mi robot gibi uykuya geçiyor. Efendim, çocuk şirinlik bile yapsa assla yumuşamayacakmışız. Uyku eğitimi her şeyden önce geliyor. Ayrıca kendi odanızda yatırmayacaksınız. Sizin odanıza gelirse kovalayacaksınız, çocuk değil sinek çünkü. Korkuları olan, endişeleri olan, hayatın başında henüz hiç bir şey bilmeyen miniklerimizden mi bahsediliyor sizce?
Neyse bu da değil takıldığım, şimdi birileri kalkıp "ama bilimsel method bu" filan diyecek. Yazının altında 127 anne "biz mahfolduk bu durumda, gitti bizim çocuk elden" diye feryat figan bağırıyor. Blog yazarımız "Evet gerçekten gitmiş sizin çocuk, yapılacak bir şey yok artık. Bu arada siz hiç mi bunları okumadınız, çok cahilsiniz keşke ölseniz" modunda takılıyor. Vay vay vay sayın seyirciler! Şimdi bu cevabı alan anne ne yapsın? En iyisi bu çocuğu versin, bir başka çocuk yapsın. Uyku eğitiminden nelere sürükler bu adamlar insanı, bilmem anlatabildim mi?
Başka bir blog emzirme de emzirme diyor. Emziremedin mi, çocuğunla bağının oluşması imkansız! Çocuğun çok sağlıksız olacak. Bütün kötülüklerin anası emzirmemek! Yine tabii ki, robot olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her annenin sakince bebeğini emzireceği ortamı var, her annenin sütü adeta taşıyor, yerlere akanlar için çare düşünüyor filan. Valla arkadaşlar hayat inanılmaz karışık, keşke dediğiniz/sandığınız gibi emzirilen çocuğun hiç hasta olmaması filan gerçek olsa. Benim tanıdığım çoğu emzirilen bebek de gayet hasta oluyor. Yeri geliyor emzirilemeyen bebeğin annesiyle arası emzirilen bebekten çook daha iyi oluyor. Tamam reklamlara kanıp emzirmemezlik etmeyelim filan da bu kadar da abartıp saçmalamayalım lütfen.
Bir diğer grup "doğal doğumcular". Efendim bu grup diyor ki; ben en doğal şekilde doğurdum. Sen doğuramadın mı öyle, püüüü sana! Şimdi senin çocuğun astım olacak, senin çocuğun her türlü mikroba açık. Senin çocuğuna geçmiş olsun, kayıp gözüyle bak sen ona artık, ayrıca sen de yetersizsin tabi. Ya arkadaşım, sezeryana girmesek ölecektik o doğumu yapıcam diye ama onurlu ölecektik dimi! Sen de benim arkamdan yıllarca yas tutacaktın. Çünkü benim neşeyle çocuğumu elime alma, onu tüm sevgimle büyütebilme filan gibi hayallerim olmamalı. Ben bir robotum, çocuğum da robot ve biz doğal doğum yaparız, çocuğumuzu ilk günden odasında yatırırız, ağlarsa bile gitmeyiz yanına öyle hemen, onu çaresizlik içinde bırakırız ama kendimizle gurur duyarız ve emzirir emzirir otururuz.
Bakın ben hiç birine karşı değilim. Emzirin tabii mümkünse, doğal doğum yapabiliyorsanız ne mutlu, bebeğiniz bu çeşit bir uyku eğitimine açıksa çok güzel. Ama ölçüyü kaçırdığınızı düşünüyorum. Yeter artık, herkesin yaşamı kendisine. "Bunu yapanlar şunu gözlemliyor, yapmayanlar şunu gözlemliyor" filan deyin geçin.Niye annelerin ciğerini parçalıyorsunuz yahu? Önemli olan bebeğimizle en güzel anları yaşayabilmek, mutlu olabilmek filan değil mi? Ama yok, siz zaten kendinizden olmayanı dışlarsınız. Dışlarken de yükselir ve ayağınızın altında kalanları iyice ezersiniz ve onların yok olmasını istersiniz. Onlar sizin cümlelerinizle hiç mutsuz olmuyor, çaresizleşmiyor ve çocuklarıyla bağlarını sorgular hale gelmiyor değil mi blogger'lar? Onlara huzur verme hakkı tanımak gereksiz değil mi?
Ben neler yaptım ayrıca yazarım belki bir yazıda. Benim bunlardan hangilerini yapıp yapmadığım ne kadar önemli bilmiyorum. Anneler, bence bu blogları takibi filan bırakın ve bebekli hayatın tadını çıkarın. İnternet ortamı, hatta çok havalı sandığınız binlerce takipçili o bloglar, baskı yapan mahalle insanına dönmüş.
4 Mayıs 2015 Pazartesi
Bebeğimle İlk Tatil - Belgrad
| Belgrad Kalemegdan'da günbatımı |
![]() |
| Önerdiğim yerlerin haritadaki yerleri - Belgrad |
- Taksi kullanabilirsiniz, gündüz fiyatlar oldukça uygun. Her yere taksiyle gittik. Ancak 18:00'den sonra taksiler gece tarifesine geçiyor ve çok pahalı oluyor. Sabah 10 TL civarına gittiğimiz yere akşam 50 TL ücret vererek döndük.
- Kalemegdan Park : Osmanlı'nın Belgrad'a dayandığını yıllarca tarih kitaplarından okuyanların ilgisini çekecek tarihi bir alan, aynı zamanda kocaman bir park. Bebek arabasıyla saatlerce turladık, banklarda oturup Belgrad manzarası izledik. İçerisindeki hayvanat bahçesinin fiyatı kişibaşı 10 TL ancak bana sorarsanız gezmeye deymez. Kalemegdan'daki Terasa Restoran ise parktaki yürüyüşünüz sonrası ideal ve hoş bir yemek durağı. Bebek dostu bir restoran değildi maalesef, merdivenli girişi, alt değiştirme için bir yer olmaması vs.. Ama Belgrad'da bebek dostu bir restoranla da karşılaşmadık doğrusu. Terasa Restoran menüsü için benden bir tavsiye daha, ilk sayfada şefin önerileri bölümündeki yemekler daha iddialı.
| Kalemegdan |
| Kalemegdan |
| Terasa Restoran'da Kajmak soslu et yemeği |
| Terasa restoran |
- Knez Mihailova : Burası şehrin İstiklal Caddesi diyebiliriz. Otelinizi buradan ayarlayabilirsiniz. Gayet canlı ve hareketli bir cadde. Alışveriş yapabilirsiniz, kafelerde dinlenebilirsiniz. Biz burada Prince Hall Palace'da kaldık. Çok merkezi, temiz, sahipleri son derece ilgili bir otel. Booking.com'dan oldukça yüksek not almış. Fakat kahvaltısı vasat, asansörü çok eski ve bebek arabası ile binmesi oldukça zor, otel girişindeki merdivenler dezavantaj... Bebek yoksa, kahvaltı da önemli değilse öneririm, ama özellikle bebeklilere tavsiye etmiyorum.
| Knez Mihailova Caddesi |
- Skadarlija : Asmalımescit tarzında, müzisyenlerin masa masa dolaştığı, uygun fiyata güzel yemek ve içki içebileceğiniz keyifli bir sokak. Biz Sesir Moj'da yedik. Belgrad'a gidip "kajmak" dedikleri tuzlu tereyağa benzer kaymağı tatmamak olmuyormuş. Etlerin üzerine "kajmak" koyuyorlar ve oldukça lezzetli, Türk damak tadına uygun yiyecekler yiyorsunuz.
- Zemun: Bu semt daha önce başlı başına bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu şehri imiş. Zaten gezerken dokunun farklı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Zemun'a gidip biraz ara sokaklara dalarak yeni yerler keşfedebilirsiniz. Semtin bir pazarı da kuruluyormuş, bunu haritaya işaretledim ancak biz maalesef kaçırdık ve gezemedik. Zemun'da yemek yemek için Saran ve Reka Restoran'lar hakkında oldukça iyi yorumlar okumuştuk. Biz Reka'ya gittik ve buraya bayıldık. Sahibi, garsonlar o kadar ilgili, yemekler o kadar lezzetli, manzara o kadar harika ki buradan kanatlanarak ayrıldık. Biz sabah saatlerinde gittiğimiz için mekan boştu. Ama manzara harikaydı ve restoranın sahibi gibi tadını çıkardık. Esas akşam gitmek gerekiyormuş, eğlenceli bir canlı müzik oluyormuş. Belgrad'ın yerli hayatını tatmak için birebir bir mekan. Gittiğinizde sahibine "kısakahvemolası blog'dan selam getirdim" demeyi unutmazsanız çook sevinirim. :)
| Müzisyenlerle keyifli bir yemek - Scadarlija Sesir Moj |
| Zemun'un ara sokakları |
| Reka Restoran'da zeytinli bir meze |
| Reka restoran'da şahane bir tatlı su levreği |
| Reka Restoran'ın tatlı mı tatlı sahibesi Qoqana ve biz. |
- Ada Ciganlija: Burası Sava nehrinin ortasında kalmış harika bir ada. Bir tatil beldesine gelmiş gibi hissedeceksiniz. Aktivite olarak yok yok! Pırıl pırıl nehirde yüzün, kafelerde canlı müzik eşliğinde Türk kahvenizi yudumlayın (bazı kafelerde "local cafe" olarak menüde yer alıyor), kano yarışlarını izleyin, golf alanlarında gezin, piknik yapın, orman havası alın, bisiklet kiralayın kısacası tüm bir günü dolu dolu adaya ayırın. Burada yapmayacağınız tek şey tuvaletlere girmek olsun :) Tuvaletler rezalet...
| Ada Ciganlija - Girişinde adanın simgesi diye düşündüğümüz bir şey; şişeden su püskürüyor. |
| Ada Safari'de Relax Restoran |
| Relax Restoran'dan gölü izlerken |
| Relax Restoran'dan gölü izlerken |
| Relax Restoran, uzaktan |
| Relax Restoran'dan |
| Relax restoran'da keyifli ve leziz bir öğle yemeği |
| Ada Ciganlija'nın nehre bakan kısmında keyif |
| Oğlumun nehir keyfi :) |
- Aleksandra Bulvarı ile Usce Alışveriş merkezi'ni de bir turladık. Buralarda kayda değer bir şey bulamadım. Yerel giyim mağazaları Aleksandra'da var, ama bence giyim konusunda esas cennet Türkiye. Usce ise bildiğiniz avm, bildiğiniz mağazalar, gitmeye değmez.
| Aleksandra Bulvarı'nın girişi |
| Taşmeydan - parklar |
- Supermarket: Alışveriş yapmayı seviyorsanız, böyle bir mekan var. İçinde enteresan ıncık cıncık malzemeler ve büyük markaların eski sezonlarından vintage kıyafetler var. Kahve içip pasta yemek için de güzel bir bahçesi var.
| Süpermarket - içi |
| Süpermarket - bahçesi |
2 Nisan 2015 Perşembe
Bu Sabah Yağmur Var Ankara'da...
Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye...
Cumartesi günü oğlum 5 aylık olacak. Bu 5 ayda hayatım tamamen değişti. Duruldu, güzelleşti, masumlaştı, mis gibi koktu, duygusallaştı. Çocukluk, hep geçmişte kalan güzel anılarmış ve ben oğlumun geçmişini yaşıyormuşum gibi garip bir ruh hali içindeyim. Günler bir rutin içinde ve çok yavaş gibi ama totale baktığımda (5 ay!) fena halde hızlı.
Kendime "Ben anne mi oldum şimdi?" diye sorduğumda vereceğim cevaba inanamıyorum. Ne kadar zor ve insanı tonlarca yük altında bırakan bir sıfatmış "Anne". Bugüne kadar olur olmadık şeyler için eleştirdiğim annemin, annelikte yanına bile yaklaşamayacağımı düşünüp oğlum için endişeleniyorum. Benden başka kimsenin bebeğimi besleyememesinden anlıyorum anne olduğumu çoğunlukla. Ne kadar fazla misyonla doğuyormuş bir kadın. Bugüne kadar yaşadıklarım bir yana şimdi bambaşka bir insan oldum ben sanki.
Bu sabah yağmur var Ankara'da.
23 Ekim 2014 Perşembe
36. Hafta, Kilolar, Cheesecake Factory ve Magnolia Bakery ile İmtihanım
| Cheesecake Factory - quesadilla |
| Cheesecake Factory - bunlar aperatif... |
| Cheesecake Factory - cheese steak sandwich |
| Cheesecake Factory - snickers'lı cheesecake |
| Cheesecake Factory - taze muzlu cheesecake |
| Cheesecake Factory |
| Cheesecake Factory |
| Cheesecake Factory - red velvet pasta |
| Magnolia Bakery - evde magnolia puding ve cam önünde blog yazma keyfim |
| Magnolia Bakery - magnolia puding |
| Magnolia Bakery |
| Magnolia Bakery - cupcake'ler |
| Magnolia Bakery |
| Magnolia Bakery - her zaman her şey taze... |
| Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor... |
| Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor... |




