8 Eylül 2018 Cumartesi

Okula Dönüş Kampanyası


Okul Alışverişini İnternetten Yapan Kazanıyor

Online sipariş ile artık aklınıza gelebilecek her türlü ürünü satın almak mümkün hale geldi. Bu ürünler arasında çocukların okul için kullanacağı malzemeler de yer alıyor. Kırtasiye malzemelerinden elektronik cihazlara kadar miniklerin gereksinim duyabileceği her türlü ürün için siz de online sipariş yöntemini tercih edebilirsiniz. Çünkü bu durumda çok daha düşük bir bütçe ile alışverişi tamamlamanız mümkün olacak.
Her türlü ürün gibi okul ihtiyaçları da internette çok daha makul rakamlarla satışa sunuluyor. Aynı zamanda çeşitli adreslerde düzenlenen kampanyaların da bu noktada ailelerin yüzünü güldürdüğünden söz etmek lazım. Örneğin MediaMarkt her dönem başında mutlaka ailelere yönelik bir kampanya düzenliyor. Bu yıl da geleneği bozmadı ve okula dönüş kampanyası hazırladı.

Okul Alışverişinde Kampanya Fırsatlarını Kaçırmayın

Kampanya kapsamında bilgisayar, yazıcı, tablet ve akıllı telefon gibi ürünler oldukça makul fiyatlarla satışa sunuluyor. Çocukların ihtiyaç listesine göz atıldığında en yüksek rakama sahip kalemin elektronik cihazlar olduğu düşünüldüğünde, kampanyalardan faydalanmanın bütçeye yapacağı olumlu yansıma daha net anlaşılıyor.
MediaMarkt zaten yıl boyunca bu tür ürünleri olabilecek en uygun fiyatlara satışa sunmasıyla biliniyor. Bir de bu tür kampanyalar devreye girdiğinde ürünleri daha ucuza almanın da yolu açılıyor. Hatta pek çok aile çocukların ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elde ettiği tasarruf miktarı ile kendisi için de akıllı telefon ya da tablet gibi ürünleri satın alıyor.
Online kampanyaları aslında bir fırsata dönüştüren herkesin kazandığını belirtmek gerekir. Çocuğunuzun yaşına ve kullanım şekline uygun ürünleri bu kampanya kapsamında kolaylıkla bulabilirsiniz. Çünkü sitede çok sayıda farklı markanın ürün modellerine göz atmak mümkün olabiliyor. her biri elektronik ürün sektöründe lider konumda olan markaların ürünleri olduğundan gönül rahatlığı ile alışveriş yapmak da mümkün hale geliyor.
Siz de ayırdığınız bütçeden tasarruf yapmak için online sipariş yöntemini tercih edin. Ancak bu kampanyaların gördüğü ilgi nedeniyle ürün çeşitlerinin kısa zamanda azalacağını hatta tükenebileceğini de unutmayın. Okul alışverişinizi ertelemeden en kısa zamanda yapmanız, daha zengin ürün çeşidi arasından seçim yapma keyfini yaşamanızı sağlar.

6 Ağustos 2017 Pazar

Teknolojiyi Güzel Kullanan Çocuklar

Çocuk yetiştirirken koyulan sert kurallara ve yasaklara her zaman karşıyım. Özgür Bolat'ın Hürriyet'teki 6 Temmuz 2017 tarihli yazısı hem söylemek ve yapmak istediklerimi özetledi, hem de yaptığım bazı yanlışları farketmemi sağladı. Evet büyüklere söyleyemediğimiz ne çok şeyi çocuklara söyleyiveriyoruz değil mi? Zorbaca ne kurallar koyuveriyoruz..

Bilgisayara kendimiz saatlerce dalıyoruz ama çocuğun elinden çekiveriyoruz. Oysa bilgisayar yüzyılın icadı ve kullanmayı bildiğinizde bir mucize. Tüm işlerimi bilgisayardan yapıyorum ben neredeyse. Haftalık yiyecek siparişimden, kıyafet alışverişine, eve ne alacaksam hatta ilk durağım her zaman internet. Benim işime yaradığı kadar yaramalı bir çocuğun da işine bence.

Hem kendi oğlumdan hem yeğenlerimden hem arkadaş çocuklarından edindiğim tecrübe de teknolojinin doğru kullanıldığında ne kadar faydalı olduğu. Küçük çocuklar için dil eğitimi konusunda son derece başarılı videolar var örneğin. Resmen 2. dilini gayet internetteki videolardan öğreniyor bu neslin çocukları. Geçen hafta ilkokul 2. sınıftaki yeğenim Okulistik diye bir siteden bildiğiniz ders çalışıyordu. Çizgi film gibi ilgi çekici videolarla matematik çalışıyordu. Siteyi incelemenizi öneririm https://www.okulistik.com/anasayfa/2sinif.html . İngilizce gibi çok para verip kurslara taşıdığınız çocuklarınıza bir de bu sitedeki videoları deneyin. Evinde meyvesini atıştırırken çizgi film izler gibi, dinlenerek yeni şeyler öğrenebilir.

Tabii ki unutun çocukları ekran başında filan demiyorum. Ama bir de öteki yollara şans verin. Yatıp boş boş çizgi film de izlemeli bir çocuk. Çünkü çocukluğun bitmeyen yaz günlerinde çok güzeldir bunlar. Ve aslında çarçabuk geçer o günler. Bu çocuklar teknoloji neslinin çocukları. Ve umarım teknolojiyi daha iyiye onlar taşıyacaklar.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Son Anda Planladığım Tatillerin İpuçları


Yazın sıcağında çalışmak zorundayken instagrama girmek beni bitirmeye başladı.
Adeta herkes tüm yazı tatilde geçiriyor,  bir ben ofisteyim...
Yıllık izin günleri sayılı benim gibi biriyseniz, önceden planladığınız tatiller ancak bayram haftalarıdır. 
Ama sonra instagrama girersiniz, gazeteye bakarsınız veya sadece ofisin sıcağı-karanlığı falan basar ve hadi şu haftasonunu biraz uzatıp bir değişiklik yapayım dersiniz.
Bu sefer de fiyatlar almış başını gitmiştir değil mi?
Son dakikacılar, size bu yaz keşfettiğim 2 şey öneriyorum. Bu işler belli olmaz, gecenin bir körü açıp blogu bir okursunuz, bir bakmışsınız haftasonu planınız değişmiş :) 

1. Ucuz uçak bileti:
https://www.ucuzabilet.com/antalya-ucak-bileti
Site çok güzel tasarlanmış, kalkış-varış noktalarını yazıyorsunuz, diyelim bu haftasonu pahalı, tüm ayı gösteren bir çizelge de koymuşlar ona göre seçiminizi yapıyorsunuz. 

2. Kampanyalı oteller: Ets turun yaz fırsatları baya uygun.
Bu kampanyalardan bu yazın tüm tatillerini hemencecik buldum. Yalnız tabiiki ne kadar erken rezervasyon o kadar iyi fiyat. Bu fiyatlar Nisan-Mayıs gibi süperdi. Ama şimdi de başka yere bakmaya gerek kalmayacak kadar fena değil en azından.



Normalde daha gezmeli görmeli tatiller bana göreydi ama 1-2 yazdır çocuk nedeniyle tam pansiyonlar, her şey dahiller de  ilgi alanıma girmeye başladı. Hayatı çocukla beraber yavaşlatmak, yalnızca en doğal şeylerin tadını çıkarmak gayet güzel geliyor bir kaç yazdır. Hadi yemeğe sonra kumdan kale yapmaya... İşte tüm günümüzün planı bu!

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-gorsel

haydar-colakoglu

haydar-colakoglu-teb

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

<img alt="haydar-colakoglu-yolo-turkiye" http:="" media.boomads.com="" images="" offer="" haydar-colakoglu-yolo-turkiye.jpg"="" style="height:320px; width:480px">

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!

“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Amerika'da Doğum Sonrası Çıkarılan Belgeler

Amerika’da doğum sonrası bebeğin vatandaşlık elde etmesi sürecinde alınması gereken ve alınması faydalı olabilecek belgeler hep bir karmaşa. Şöyle bir yazıda toplayayım da bir köşede düzenli kalsın.

·  Doğum Belgesi: Doğum sonrasında hastane tarafından size bir form verilir. Bu form kapsamında çocuğunuz ve sizinle ilgili temel bilgileri (ad-soyad-adres gibi) doldurmanız beklenir. Bu formu hastane yönetimi, içerisinde bulunduğu eyaletin Vital Record ofisine gönderiyor. Bu ofisin görebildiğim kadarıyla sadece 3 tane işi var: Doğum, ölüm ve evlilik belgesi vermek. Ofiste nereye yöneleceğiniz açık yani.
·      
  Doğum Sertifikası: Bu sertifika aslında vatandaşlık hakkının elde edildiğinin resmi belgesi oluyor. Doğum sertifikasını bulunduğunuz eyaletin Vital Record ofisinden alabiliyorsunuz. Bu ofise anne-babadan biri giderek gerekli işlemleri tamamlayabilir. Hastanede yukarıda bahsettiğim formu doldurduktan sonra bu ofisin adresini internetten veya hastanenizden alarak gidebilirsiniz. Genellikle doğum sertifikası, hastanenin gerekli bilgileri bu ofise bildirmesinden birkaç gün sonra (ortalama 1 hafta) hazırlanmış oluyor. Vital Record ofisine giderek karşınıza çıkacak banka görünümlü ortamda doğum sertifikası için ayrılan sıraya girerek işlem yapabilirsiniz. Buraya giderken yanınıza hastaneden aldığınız doğum belgesini (doğum sertifikasından ayrı, resmi geçerliliği olmayan ve üzerinde bebeğinizin ayak izi olan belge) ve pasaportunuzu almanız yeterli. Sıra size geldiği zaman zaten sistem üzerinden sertifikayı çıkartıyor ve son bir kez kontrolünüze sunuyorlar. Bu noktada herhangi bir hata varsa, artık değiştirmek neredeyse imkansız hale geliyor. O nedenle başta bebeğinizin ismi olmak üzere tüm bilgilerin tam olarak doğru girildiğinden emin olun. Sonrasında kaç kopya istediğinizi soracaklar. Genellikle 2 kopya yeterli olmakla birlikte biz işimizi garantiye almak için 5 kopya aldık. İlk belge 30$, diğer kopyalarında her biri için 4$ ödedik. Doğum sertifikasının alınması ile çocuğunuzun ABD vatandaşlığı resmileşmiş ve bu sertifika da bunun resmi kanıtı haline gelmiş oluyor. Bu aşamadan sonra hem ABD pasaportu, hem Türk pasaportu hem de SSN Kartı başvurusu yapabilecek duruma gelmiş oluyorsunuz.
·        
   ABD Pasaportu: Doğum sertifikası sonrasında eğer Türkiye’ye dönüş için sınırlı bir zamanınız kaldıysa aynı anda hem ABD ve Türk pasaportlarına, hem de SSN Kartına başvuru yapmanızı öneririm. ABD Pasaportu başvurusunu herhangi bir USPS ofisinden (ABD’nin PTT’si) yapabilirsiniz. Ayrıca Pasaport Ofisi de var ancak biz USPS üzerinden işlemi hallettik. Pasaport başvurusuna anne, baba ve bebeğin birlikte gitmesi gerekiyor. İlk aşamada USPS’de verilen formu doldurmanız, doğum sertifikası, sizlerin pasaportları (anne ve baba), bebeğin 2 adet fotoğrafı (önden çekilmiş, arka fon beyaz) gerekiyor. Orada gerekli ödemeyi yaparak (teslimat hızına göre değişmekle birlikte 120$ - 200$ arasında değişen bir tutar) başvurunuzu tamamlamış oluyorsunuz. Fotoğrafı evde biraz uğraşarak (bebeği beyaz zemin üzerine yatırarak olabilir) kendiniz çekebilir ve her yerde şubesi olan herhangi bir CVS Pharmacy’den fotoğraf kağıdına çıktısını alabilirsiniz. ABD Pasaportuna ilişkin tüm bu süreci şu link üzerinden öğrenebilirsiniz: http://travel.state.gov/content/passports/en/passports.html
·        

 Türk Pasaportu ve Nüfus Cüzdanı: Bunun için size en yakın Türk Konsolosluğuna gitmeniz ve yanınıza kendi kimliklerinizle birlikte doğum sertifikasını almanız yeterli olacaktır. Biz şimdilik Türk pasaportu almadık ancak nüfus cüzdanı ve bebeğin çifte vatandaşlığı olduğunu gösteren nüfus kayıt örneğini almanız da fayda var. Hem ABD Pasaportu, hem de Türk Nüfus Cüzdanının alınması yaklaşık 1 hafta-10 gün civarında sürdü. Nüfus cüzdanı için konsolosluğa giderek teslim alabilirsiniz. ABD Pasaportu ise doğrudan eve (ABD’deki adresinize) postalanıyor.

·        
    SSN Kartı: İnternet üzerinden bulunduğunuz şehir için “Social Securtiy Office” araması yaparak bulduğunuz ofislerden birine elinize doğum sertifikasını ve kendi pasaportunuzu alarak (anne-babadan birinin gitmesi yeterli) gidebilir ve başvurunuzu yapabilirsiniz. Bu kart için sizden ücret talep etmiyorlar. Üzerinde bebeğiniz için Social Security Number olan kartınız evinize postalanacaktır. Bizim için bu kartın eve gelmesi 2 hafta sürdü. Eğer Türkiye adresinizi vermek isterseniz bunu kabul etmiyorlar. Bu nedenle süreniz kısıtlıysa ya doğumdan hemen sonra bu işlemi başlatın, ya da ABD’de bir tanıdığınız yaşıyorsa onun adresini vererek işinizi sağlama alın. 

16 Ağustos 2016 Salı

Tatil Keyfiniz Jolly Tur’la Serüvene Dönüşüyor

Tatil denince akla ilk gelen markalardan biri olan Jolly Tur’un başarısının altında yatan sebepleri
sıralamak çok zor. 29 yıldır liderliğini sürdürdüğü tatil sektöründe sunmakta olduğu müşteri
memnuniyeti ve kaliteli hizmet anlayışı, bu sebepler arasında ilk sıralarda yer alır. Yalnızca tatil
planlarınıza yardımcı olmakla yetinmeyen Jolly Tur, tatillerinizde yol arkadaşınız olur. Herkesin tatil
planlarının arasında sevdiği, güvendiği, sorunlarını paylaşabildiği bir arkadaş edinme isteği vardır. Jolly Tur müşterilerine birer arkadaş olduğunu sürekli vurgular.

Tatil sektöründe yeni trendleri belirleyen Jolly Tur, tatil severlerin desteğini de asla geri çevirmez.
Unutulmayacak bir maziye dönüştürülmesi amaçlanan tatilleriniz için dürüst hizmet politikaları,
Türkiye genelinde güçlü otel bağlantıları, birbirine bağlı 600’den fazla satış noktası ve 3500 kişilik dev kadrosuyla geniş hizmet ağına sahiptir. Ayrıca kurumsal seyahat, fuar ve kongre hizmetlerinin tamamı aynı çatı altında, Jolly M.I.C.E. ve Jolly Business farkıyla titizlikle seçilmektedir.

Uluslararası ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Yönetimi ve ISO 9001 Kalite Yönetimi sertifikaları ile
kalitesini belgeleyen Jolly Tur, birçok prestijli ödüle de layık görülmüştür. En İyi Turizm Şirketi
Ödülleri, En Zengin Tur Seçenekleri Ödülü, En İyi Yönetilen İç Pazar Tur Operatörü Ödülü, Tüketici
Memnuniyetini İlke Edinen Firma ödülü gibi birçok ödül alan şirket, sektörün en iyisi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Tatillerinizi iptal durumunda güvence altına alan, yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerinize yönelik
prosedürleri en yalın hâliyle çözüme kavuşturan, kararsız kaldığınızda deneyimleriyle öneriler sunan
kaç tane şirket tanıyorsunuz? Karar aşaması, fiyat araştırması, rota belirleme, bilet rezervasyonu, otel
rezervasyonu derken tatil hayalleriniz çoğu zaman stresli bir işe dönüşebilir. Oysa Jolly Tur, sizi bütün bunlarla uğraştırmadan sadece mutluluğunuz için çalışır. Dünyada sayısız gezilecek ve görülecek yerler, tadına bakılacak yemekler, tanışılacak insanlar ve tanınacak kültürler varken, hem de bunlar uygun fiyatlarla mümkün olabiliyorken, Jolly Tur daha fazla stres yaşamanızı istemez. Daha keyifli tatiller için kararınızı verdiyseniz tıklayın; Jolly Tur, ihtiyacınız olan tatili serüvene dönüştürsün. Keşfedilecek onca yer ve macera için arkanıza yaslanabilirsiniz.


22 Mart 2016 Salı

Amerika'da Doğum ve Sorularınız

Sizinle en çok temas kurduğum yazılar, çok eksik bıraktığım, aslında anlat anlat bitiremeyeceğim doğum hikayem :) Erkeklerin asker, kadınların doğum hikayeleri bitmezmiş, benimki de o hesap.

Eksik bırakmamın nedeni, nasıl yazacağıma karar verememem. Dramatize etmek istememem, herhangi bir şeye paye çıkarmak istememem, doğuma yaklaşan insanları kendi tecrübeme ait fikirlerimle etkilemek istememem, vs.. Bu yüzden en azından hikayeme çok girmeden, en çok sorduklarınıza dair bir yazı hazırlamak istiyorum.


1. Amerika'ya bir acenta yardımıyla mı gittiniz? Evi, hastaneyi kendiniz mi ayarladınız?
- Her şeyi kendimiz ayarladık, acentaya ihtiyaç duymadık. Daha önce çok kez yaptığımız yurtdışı tatilleri de hep kendimiz ayarlıyorduk, tecrübemiz vardı yani. Tecrübeniz olmasa da çok altından kalkılamayacak bir şey yok. Artık her şey internette, elinizin altında.
Hadi size möbleli, bir kaç ay süreli ev bulmak için kullanabileceğiniz güzel web siteleri yazayım:
www.airbnb.com
www.vrbo.com
www.homeaway.com

2. Hastaneye nasıl karar verdiniz?
- Hastaneyi ve şehri biraz da bütçemize göre seçtik. Los Angeles, New York gibi şehirlerde belli başlı bir kaç hastane bulup fiyat da aldık, bunlar bizim bütçemizi aşacak gibi duruyordu. Chicago'da St. Joseph Hastanesinde makul bulduğumuz bir fiyat alınca kararımızı da öyle verdik. Tabi bu seçimi internette çeşitli kaynaklardan araştırıp güvenilirliği teyit ettik. 

3. Doktorunuzu nasıl seçtiniz?
- Çok rahat bir hamilelik geçirdim, doktor kısmını biraz da bu nedenle hiç önemsemedim. Sonuçta doğumumu dünyanın en gelişmiş ülkesinde yapacaktım, herhangi bir doktora güvenebilirim, sisteme güvenerek gidiyorum, diye düşündüm. Doğumum hiç beklediğim gibi olmadı, hamileliğimin aksine olaylı geçti. Doktorum hastanenin bana atadığı biriydi, doğuma gelmedi, başka doktorLAR katıldılar. Şansıma (aslında bakış açınıza göre şanssızlığımdan diye de düşünebilirdiniz) Chicago'nun en ünlü doktoru doğumuma girdi. Yani doktora, ekstra bir doğum ücreti ödemedim ben.

4. Kaçıncı haftada Amerika'ya gittiniz?
33.haftada uçtum. 36. haftaya kadar uçabilirsiniz, sizin tercihiniz. 

5. Doktor kontrolleri nasıl oluyor?
34,35,37. haftalarda hastanenin bana atadığı doktora muayeneye gittim. 38.haftada doğum yaptım zaten, doktor 36.haftada artık bakacak bir şey yok, bir dahaki sefer doğuma gelirsin dedi, tamam dedik. Hastaneye kontrole gittiğinizde, sekreterden sıra numarası alıp bekleme odasında isminizle çağırılmayı bekliyorsunuz. Yaklaşık 40 dolar gibi de bir ücreti var. Her seferinde önce hemşire sizi alıyor. Tansiyon, kilo, ve idrardan beta HCG bakıyor. Daha sonra doktor odasına geçip doktoru bekliyorsunuz. Evet, Türkiye'deki gibi değil, ultrason yok. Kağıt cetvelle bir şeyler ölçüyor. Sadece 1 gün doktor kızcağızım eski bir ultrason taşıdı zar zor ve baktı, tamam bir şey yok dedi geçti. Ultrason da öyle benim Türkiye'deki doktorumun uzay üssü muayenehanesinin pırıl pırıl ultrasonu gibi değildi yani, 36 haftalık bebeği resmen anlamıyorsunuz görüntüden. 

6. Hastaneye ödeme hangi aşamada yapılıyor?
Chicago St. Joseph hastanesinin sistemi şöyle: Size sezaryen, normal doğum ve epidural anestezi paketleri sunuyorlar. Bu paketleri kabul ettiğiniz takdirde, belirttikleri limitlere kadar, olağan bir doğumda karşılaşılabilecek her şeyi kapsıyor. Eğer kabul ettiyseniz, ödemeyi bu ilk aşamada yapmanız gerekiyor. Biz kredi kartından çektirdik. Doğum esnasında/sonrasında olağandışı bir durum olduysa (küvöz/ yoğun bakım/ anestezi vb.) bunları ayrıca taburcu olduktan bir süre sonra ödüyorsunuz. Ekstra ücretler konusunda, hastanenin pazarlığa açık olduğunu da ekleyeyim, gözünüz korkmasın.

7. Türk doktor seçeyim mi, İngilizce problem olur mu?
One-Two-Three Push Push Push :) Unutulmaz repliği hayatımın :) İngilizcenin çok önemi yok, o an tarzanca da olsa anlaşırsınız merak etmeyin. "You can't drink water, only ice!" böyle bir şeyler işte en fazla. Bir gün bir baktım annem bir hemşireyle dost olmuş, birbirlerine sarılıp ağlaşıyorlar, ve bir de baktım inanılmaz İngilizce konuşmaya başlamış. En büyük icatlar bile kriz anlarında bulunurmuş, o an dökülüverir her şey, siz farkına bile varmazsınız.

Sorularınızı toplu yanıtlamaya devam edeceğim...

8 Ocak 2016 Cuma

Yeni Yılda Kendine Meydan Oku!

Yeni yıl başladı. 8 gün geçti bile. Neler yaptınız? Günler öylesine geçip gitmesin bu yıl.
Kendinize hedefler koymadan yol alabiliyor musunuz?
Ben bu sene işi sıkı tuttum. Her şey kontrol altında olacak umarım :)
Bu zamana kadar pek "düzen insanı" değildim, ama anladım ki mutluluk düzende :)
Bebeği olanlar beni daha iyi anlayacaklardır, insan doğası düzene yatkın ve düzen arıyor aslında.

2016'da kendime ve bu fikirden hoşlanan bir kaç arkadaşıma; hedeflerle ilgili bir ajanda hazırladım. Size de öneririm. Hele bebek varsa dediğim gibi, her şeyi güzelce plana koymak için güzel bir şey oldu.

Ajandanın sayfalarını www.thehandmadehome.net'den indirdim.
İndirdiklerimin renkli baskısını aldım. Hepsini dosyaladım, biraz da desenli bantla süsleme yaptım, hazırlıklar tamam.

İçi şöyle dolacak: Senelik hedeflerinizi belirleyeceksiniz, bunu önce aylara sonra günlere bölerek düzenleyeceksiniz. Günlük, aylık, haftalık hedefleriniz olacak. Çok da abartıp kendinizi bunaltmayacaksınız. Günlük hedefler 10 dakika, 15 dakikalık olacak. Örneğin her gün ütü yapacağım diyorsanız, her gün yarım saat olmayacak. Fazlası bunaltıyor ve tamamen vazgeçiyorsunuz. 10'ar dakikalık hedeflerse gözü korkutmuyor.

Bir diğer önemli konu zinciri asla kırmamak. Antibiyotik kullanır gibi. Korkmayın, mutluluk düzende unutmayın. Zinciri kırmamak esas görev. Sonrası hedefleriniz. En azından yıl bitince "şunları yaptım" diyebilecek kadar net olacak her şey. Fazla geleni, yük olanı, seneye yapmazsınız biter :)

Bu arada size çok beğendiğim bir vlogger öneriyorum. Zaman yönetimi ve verimlilikle ilgili iki güzel videosunu da yeri gelmişken burada paylaşıyorum. Blog alemine pek uzak gelmeyecek bir isim, blogger'ların en eskilerinden Devletşah'ın eşi Barış Özcan. Bizim evde bu ara her videosu günü gününe izleniyor. Çok kaliteli içerikleri var, tüm videolara göz atmanızı hatta abone olup kaçırmamanızı öneririm, inanılmaz ufuk açıcı.





11 Aralık 2015 Cuma

Yeni Bir Fikir: Bir Şeyleri Düzene Koy!

Hayatını Planla, Verimli Ol!

Aklımda uzun zamandır bu cümleler var. Herkesin de az çok vardır eminim. Olduğumuzdan daha verimli olmayı istemek, hep yapacağım dediğimiz şeyleri bir türlü yapamamak, hiç bir şeye vakit bulamamak, neden bulamadığımızı da anlayamamak... Uzar gider bu liste.

Yazacaklarım hepinizin bildiği şeyler belki de. Ben de zaman zaman duydum bunları. Ama karar vermek önemli. Hayat geçip gidiyor, istediklerimize vakit bulmamız lazım. Hedeflerimizi gerçekleştirmek için geç değil hiç bir zaman. Son zamanlarda herkes uzman, herkes bir şeyler öneriyor. Böyle anlaşılmaktan korkuyorum. Sadece araştırdığım, hoşuma giden ve okuyunca fikir veren şeyleri toparlamak, kendime de bu yolla motivasyon sağlamak istedim.

Ben bu sene, hep yapmak istediğim bir şey için güzel bir adım atabildim. Ağustos gibiydi sanırım, Goodreads'i aktif kullanmaya başladım. Yıllık kitap okuma düzeni oluşturan bir site bu. İşin doğrusu iyi de gaza geldim! Hızlı okuyamam ama çok da okunacak kitap var önümde. Bazılarının yalnızca kapaklarını bilmekle geçip gidecek ömrüm, çünkü okumaya vakit yok deyip geçiyordum artık. Yavaş okumaya devam ediyorum, ama okumaya vakit yaratıp 5 ayda 12-13 kitap okudum. Neden? Çünkü bu site vasıtasıyla kendime hedef koyabilmiştim. İstatistiklerim vardı, nasıl okuduğumu ölçtüm, anladım, insanların nasıl da okuduğunu da gördüm sitede. Yılda 70 kitaplık hedefi olan insanları gördüm.

Demekki, ben ne kadar planlı yaşamayı sevmesem de, planlı olmakla düzeliyordu bir şeyler. Müzik aleti çalan, dansla, sporla uğraşan disiplinli ve başarılı insanları inceleyin. Başarmak için her gün "mutlaka" ve "düzenli" çalışıyorlardı. Demek hayatın sırlarından biri planlı olmaktı.


Erken Kalk!

Nil Karaibrahimgil'in oğluna yazdığı bir yazıyı okuyunca, şu cümleye bayıldım:
"Erken kalkmak kulağa berbat geliyor biliyorum ama "erken kalkan yol alır" hayatımda duyduğum en doğru şey. Bazen saat 8:30'da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliliğine."
Evet bu iş gerçekten böyle. "Vücut ritmim gece çalışıyor / gündüz çalışıyor" fikrinin ötesinde bir şey. Gece olunca, hormonlarımız bile uyumaya programlı. Gece ses çıkaramazsın, doğru dürüst iş yapamazsın. Sabahın köründe kalk ve herkesten önce bitir işini. Hava aydınlıkken, işini bitir, dışarı da çık, eve de dön. Güneşten, ışıktan enerji al. Bence sırlardan biri de bu!

Kendi Motivasyonunu Kendin Yarat!

Bu son zamanların moda laflarından belki. Ama gerçek. Kimse seni ittirmesin, birileri övdüğü için bir şey yapma, onaylanmak, para kazanmak filan güzel motivasyonlar belki. Ama yatırımı önce kendine yap. Yapmak istediğin için yap, sınırlarını, hedeflerini belirle. 

İşleri Azalt ve Hafifle!

OyuncuAnne son zamanlarda oldukça popüler. Ben de onu sevenlerden biriyim. Çocuklarına nasıl vakit yarattığını sorduklarında, günde herkes gibi 24 saati olduğunu söylemiş. Yani demiş, zannettiğiniz gibi benim 36 saatim yok. Güzel de bir sır vermiş; evde eşyaları azaltmış, böylece işleri de azalmış. Dağınıklık, evi derleyip toplamak, arada genel, arada ayrıntılı düzenlemeler yapmak vakti öldürüyor. Bu vesileyle evde kullanılmayan eşyalara el attım, dolapta durup duran şeyleri çıkardım hayatımdan, daha da çıkarıyorum. Vaktimi bunlara değil, istediğim şeylere harcayabilmek için çıkarıyorum.

Nelerle Oyalanıyorsun, Belirle ve Çıkar Hayatından!

Ben bu işlere kendimi motive etmeden önce, tam bir oyalanmacıymışım. Aynı fazla eşyayı atar gibi, vakit alan gereksiz şeyleri çıkar hayatından. Alışveriş mi, ihtiyacını belirle, belli zamanlarda gez dolaş dükkanları. Telefon, televizyon, bilgisayar mı seni oyalıyor, acilen yerine başka şey koy ve sınırını net çiz. 

Kendime Bir Defter Hazırlıyorum!
Uygun fiyatlı bir şey bulamayınca kendim hazırlayayım dedim. Meğer böyle bir şeyler yapanlar varmış. Araştırınca buluyorsun. Yıllık işlerini, hedeflerini, hayal ettiklerini oturup yazıyorsun. İsteklerin, hayata gündelik alışkanlıklar katmak da olabilir, daha büyük hedefler de koyabilirsin. Yeterki bunu ne kadar zamanda yapacağına dair süre koy kendine. Yiyeceklerini yaz, okuduklarını yaz, para durumunu yaz. Deftere her gün yaz, ajanda gibi bir şey işte. Bence çocuğunuz varsa, ona da böyle bir şeyler yapın. Kendi kendisini motive etmesi açısından da, kendine hedef koyması, düzenli olması için de çok güzel. Belki bilgisayarda da oluşturabilirsiniz. Böylece programlarla istatistik çıkarabilirsiniz.

5 Kasım 2015 Perşembe

Bir İki Bloga Saldırasım Var!

Çocuk yetiştirme konusunda yazan bazı bloglara sesleniyorum!



Dün çok meşhur bir blogda "uyku eğitimi" ele alınmış, tesadüf açtım baktım.
O da ne! Yazıyı Hitler yazsa bebekler anca bu kadar sert bir uyku eğitimi alır. Yazı adeta "1 yaşına kadar uyku eğitimi vermediyseniz zaten geçmiş ola" filan diyor. 6. Aydan sonra gece emzirilmesine de tamamen karşı. Acıkmayacak o bebek uykusunun arasında, o kadar! Uyku saati tektir ve asla bozulamaz diyor. Valla bu herhalde tamamen yapayalnız yaşıyan, her günü aynı modda geçen bir anne. Ne bir yere gidiyorlar, ne kapıyı bir çalan oluyor ve o çocuk 8 dedi mi robot gibi uykuya geçiyor. Efendim, çocuk şirinlik bile yapsa assla yumuşamayacakmışız. Uyku eğitimi her şeyden önce geliyor. Ayrıca kendi odanızda yatırmayacaksınız. Sizin odanıza gelirse kovalayacaksınız, çocuk değil sinek çünkü. Korkuları olan, endişeleri olan, hayatın başında henüz hiç bir şey bilmeyen miniklerimizden mi bahsediliyor sizce?
Neyse bu da değil takıldığım, şimdi birileri kalkıp "ama bilimsel method bu" filan diyecek. Yazının altında 127 anne "biz mahfolduk bu durumda, gitti bizim çocuk elden" diye feryat figan bağırıyor. Blog yazarımız "Evet gerçekten gitmiş sizin çocuk, yapılacak bir şey yok artık. Bu arada siz hiç mi bunları okumadınız, çok cahilsiniz keşke ölseniz" modunda takılıyor. Vay vay vay sayın seyirciler! Şimdi bu cevabı alan anne ne yapsın? En iyisi bu çocuğu versin, bir başka çocuk yapsın. Uyku eğitiminden nelere sürükler bu adamlar insanı, bilmem anlatabildim mi?

Başka bir blog emzirme de emzirme diyor. Emziremedin mi, çocuğunla bağının oluşması imkansız! Çocuğun çok sağlıksız olacak. Bütün kötülüklerin anası emzirmemek! Yine tabii ki, robot olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her annenin sakince bebeğini emzireceği ortamı var, her annenin sütü adeta taşıyor, yerlere akanlar için çare düşünüyor filan. Valla arkadaşlar hayat inanılmaz karışık, keşke dediğiniz/sandığınız gibi emzirilen çocuğun hiç hasta olmaması filan gerçek olsa. Benim tanıdığım çoğu emzirilen bebek de gayet hasta oluyor. Yeri geliyor emzirilemeyen bebeğin annesiyle arası emzirilen bebekten çook daha iyi oluyor. Tamam reklamlara kanıp emzirmemezlik etmeyelim filan da bu kadar da abartıp saçmalamayalım lütfen.

Bir diğer grup "doğal doğumcular". Efendim bu grup diyor ki; ben en doğal şekilde doğurdum. Sen doğuramadın mı öyle, püüüü sana! Şimdi senin çocuğun astım olacak, senin çocuğun her türlü mikroba açık. Senin çocuğuna geçmiş olsun, kayıp gözüyle bak sen ona artık, ayrıca sen de yetersizsin tabi. Ya arkadaşım, sezeryana girmesek ölecektik o doğumu yapıcam diye ama onurlu ölecektik dimi! Sen de benim arkamdan yıllarca yas tutacaktın. Çünkü benim neşeyle çocuğumu elime alma, onu tüm sevgimle büyütebilme filan gibi hayallerim olmamalı. Ben bir robotum, çocuğum da robot ve biz doğal doğum yaparız, çocuğumuzu ilk günden odasında yatırırız, ağlarsa bile gitmeyiz yanına öyle hemen, onu çaresizlik içinde bırakırız ama kendimizle gurur duyarız ve emzirir emzirir otururuz.

Bakın ben hiç birine karşı değilim. Emzirin tabii mümkünse, doğal doğum yapabiliyorsanız ne mutlu, bebeğiniz bu çeşit bir uyku eğitimine açıksa çok güzel. Ama ölçüyü kaçırdığınızı düşünüyorum. Yeter artık, herkesin yaşamı kendisine. "Bunu yapanlar şunu gözlemliyor, yapmayanlar şunu gözlemliyor" filan deyin geçin.Niye annelerin ciğerini parçalıyorsunuz yahu? Önemli olan bebeğimizle en güzel anları yaşayabilmek, mutlu olabilmek filan değil mi? Ama yok, siz zaten kendinizden olmayanı dışlarsınız. Dışlarken de yükselir ve ayağınızın altında kalanları iyice ezersiniz ve onların yok olmasını istersiniz. Onlar sizin cümlelerinizle hiç mutsuz olmuyor, çaresizleşmiyor ve çocuklarıyla bağlarını sorgular hale gelmiyor değil mi blogger'lar? Onlara huzur verme hakkı tanımak gereksiz değil mi?

Ben neler yaptım ayrıca yazarım belki bir yazıda. Benim bunlardan hangilerini yapıp yapmadığım ne kadar önemli bilmiyorum. Anneler, bence bu blogları takibi filan bırakın ve bebekli hayatın tadını çıkarın. İnternet ortamı, hatta çok havalı sandığınız binlerce takipçili o bloglar, baskı yapan mahalle insanına dönmüş.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Bebeğimle İlk Tatil - Belgrad

Belgrad Kalemegdan'da günbatımı
Belgrad, bebeğim 5,5 aylıkken, ailecek yaptığımız ilk tatil olarak anılarımıza yerleşti. Lezzetli yemekleri, uygun fiyatları, sıcak insanları, yemyeşil parkları ile çok da güzel bir seçim olmuştu. Bebekle müze gezmektense ağaçların olduğu güzel bahçeleri hedeflemiştik, Belgrad çok iyi bir tercih oldu. Lafı çok uzatmadan, gidecek olanlara mini bir rehber hazırlamak istedim, umarım işinize yarar...  

Önerdiğim yerlerin haritadaki yerleri - Belgrad
Belgrad, Türkiye'den uygun fiyatlarla uçabileceğiniz, ucuza lezzetli yemekler yiyebileceğiniz, çok lüks olmayan ama gayet keyifli bir Avrupa şehri. Bebekle gezmeye oldukça uygun. Her yer park, bahçe, yemyeşil... Bebek arabasını bazı mekanlarda veya bazı kaldırımlarda düşünmemişler ama genel olarak idare ediyorsunuz. İç mekanda sigara serbest! Bazıları için güzel haber belki, ama çocukluysanız epey can sıkıcı... 
  • Taksi kullanabilirsiniz, gündüz fiyatlar oldukça uygun. Her yere taksiyle gittik. Ancak 18:00'den sonra taksiler gece tarifesine geçiyor ve çok pahalı oluyor. Sabah 10 TL civarına gittiğimiz yere akşam 50 TL ücret vererek döndük.
  • Kalemegdan Park : Osmanlı'nın Belgrad'a dayandığını yıllarca tarih kitaplarından okuyanların ilgisini çekecek tarihi bir alan, aynı zamanda kocaman bir park. Bebek arabasıyla saatlerce turladık, banklarda oturup Belgrad manzarası izledik. İçerisindeki hayvanat bahçesinin fiyatı kişibaşı 10 TL ancak bana sorarsanız gezmeye deymez. Kalemegdan'daki Terasa Restoran ise parktaki yürüyüşünüz sonrası ideal ve hoş bir yemek durağı. Bebek dostu bir restoran değildi maalesef, merdivenli girişi, alt değiştirme için bir yer olmaması vs.. Ama Belgrad'da bebek dostu bir restoranla da karşılaşmadık doğrusu. Terasa Restoran menüsü için benden bir tavsiye daha, ilk sayfada şefin önerileri bölümündeki yemekler daha iddialı. 
Kalemegdan
Kalemegdan
Terasa Restoran'da Kajmak soslu et yemeği

Terasa restoran
  • Knez Mihailova : Burası şehrin İstiklal Caddesi diyebiliriz. Otelinizi buradan ayarlayabilirsiniz. Gayet canlı ve hareketli bir cadde. Alışveriş yapabilirsiniz, kafelerde dinlenebilirsiniz. Biz burada Prince Hall Palace'da kaldık. Çok merkezi, temiz, sahipleri son derece ilgili bir otel. Booking.com'dan oldukça yüksek not almış. Fakat kahvaltısı vasat, asansörü çok eski ve bebek arabası ile binmesi oldukça zor, otel girişindeki merdivenler dezavantaj... Bebek yoksa, kahvaltı da önemli değilse öneririm, ama özellikle bebeklilere tavsiye etmiyorum.
Knez Mihailova Caddesi
  • Skadarlija : Asmalımescit tarzında, müzisyenlerin masa masa dolaştığı, uygun fiyata güzel yemek ve içki içebileceğiniz keyifli bir sokak. Biz Sesir Moj'da yedik. Belgrad'a gidip "kajmak" dedikleri tuzlu tereyağa benzer kaymağı tatmamak olmuyormuş. Etlerin üzerine "kajmak" koyuyorlar ve oldukça lezzetli, Türk damak tadına uygun yiyecekler yiyorsunuz.
  • Müzisyenlerle keyifli bir yemek - Scadarlija Sesir Moj
  • Zemun: Bu semt daha önce başlı başına bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu şehri imiş. Zaten gezerken dokunun farklı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Zemun'a gidip biraz ara sokaklara dalarak yeni yerler keşfedebilirsiniz. Semtin bir pazarı da kuruluyormuş, bunu haritaya işaretledim ancak biz maalesef kaçırdık ve gezemedik. Zemun'da yemek yemek için Saran ve Reka Restoran'lar hakkında oldukça iyi yorumlar okumuştuk. Biz Reka'ya gittik ve buraya bayıldık. Sahibi, garsonlar o kadar ilgili, yemekler o kadar lezzetli, manzara o kadar harika ki buradan kanatlanarak ayrıldık. Biz sabah saatlerinde gittiğimiz için mekan boştu. Ama manzara harikaydı ve restoranın sahibi gibi tadını çıkardık. Esas akşam gitmek gerekiyormuş, eğlenceli bir canlı müzik oluyormuş. Belgrad'ın yerli hayatını tatmak için birebir bir mekan. Gittiğinizde sahibine "kısakahvemolası blog'dan selam getirdim" demeyi unutmazsanız çook sevinirim. :) 
Zemun'un ara sokakları
Zemun'un ara sokakları
Reka Restoran'da zeytinli bir meze
Reka restoran'da şahane bir tatlı su levreği
Reka Restoran'ın tatlı mı tatlı sahibesi Qoqana ve biz.
Zemun - nehir kenarı

  • Ada Ciganlija: Burası Sava nehrinin ortasında kalmış harika bir ada. Bir tatil beldesine gelmiş gibi hissedeceksiniz. Aktivite olarak yok yok! Pırıl pırıl nehirde yüzün, kafelerde canlı müzik eşliğinde Türk kahvenizi yudumlayın (bazı kafelerde "local cafe" olarak menüde yer alıyor), kano yarışlarını izleyin, golf alanlarında gezin, piknik yapın, orman havası alın, bisiklet kiralayın kısacası tüm bir günü dolu dolu adaya ayırın. Burada yapmayacağınız tek şey tuvaletlere girmek olsun :) Tuvaletler rezalet... 
Şimdi bu blogdan başka hiç bir yerde bulamayacağınız müthiş bir yer öneriyorum. Giderseniz bana yazmayı unutmayın :) Ada'nın "Ada Safari" denen bir alanı var, burada bir "Relax Restoran" var. Manzarası mükemmel, fiyatlar çok uygun, yemekler gayet başarılı. Ada Safari kısmında ormanın derinliklerine daldık, burada yaşayan halkın evleri, enteresan publar ve düğünler yapılan salonlar gördük. İlginç bir tecrübe ve mis gibi orman havası için tavsiye ederim..

Ada Ciganlija - Girişinde adanın simgesi diye düşündüğümüz bir şey; şişeden su püskürüyor.
Ada Safari'de Relax Restoran
Relax Restoran'dan gölü izlerken
Relax Restoran'dan gölü izlerken
Relax Restoran, uzaktan
Relax Restoran'dan
Relax restoran'da keyifli ve leziz bir öğle yemeği
Ada Ciganlija'nın nehre bakan kısmında keyif
Oğlumun  nehir keyfi :) 
  • Aleksandra Bulvarı ile Usce Alışveriş merkezi'ni de bir turladık. Buralarda kayda değer bir şey bulamadım. Yerel giyim mağazaları Aleksandra'da var, ama bence giyim konusunda esas cennet Türkiye. Usce ise bildiğiniz avm, bildiğiniz mağazalar, gitmeye değmez.
Aleksandra Bulvarı'nın girişi

  • Taşmeydan: Burası da yeşillik, park alanı. Hoş binalar var, bebek arabası ile turlamaya uygun.
Taşmeydan - parklar
  • Supermarket: Alışveriş yapmayı seviyorsanız, böyle bir mekan var. İçinde enteresan ıncık cıncık malzemeler ve büyük markaların eski sezonlarından vintage kıyafetler var. Kahve içip pasta yemek için de güzel bir bahçesi var. 
Süpermarket - içi
Süpermarket - bahçesi
Sonuç olarak biz Belgrad'ı sevdik. Vizesiz olması avantaj, kısacık bir haftasonuna bile sıkıştırılacak keyifli bir program yapılabilir...

2 Nisan 2015 Perşembe

Bu Sabah Yağmur Var Ankara'da...



Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye...
Cumartesi günü oğlum 5 aylık olacak. Bu 5 ayda hayatım tamamen değişti. Duruldu, güzelleşti, masumlaştı, mis gibi koktu, duygusallaştı. Çocukluk, hep geçmişte kalan güzel anılarmış ve ben oğlumun geçmişini yaşıyormuşum gibi garip bir ruh hali içindeyim. Günler bir rutin içinde ve çok yavaş gibi ama totale baktığımda (5 ay!) fena halde hızlı.

Kendime "Ben anne mi oldum şimdi?" diye sorduğumda vereceğim cevaba inanamıyorum. Ne kadar zor ve insanı tonlarca yük altında bırakan bir sıfatmış "Anne". Bugüne kadar olur olmadık şeyler için eleştirdiğim annemin, annelikte yanına bile yaklaşamayacağımı düşünüp oğlum için endişeleniyorum. Benden başka kimsenin bebeğimi besleyememesinden anlıyorum anne olduğumu çoğunlukla. Ne kadar fazla misyonla doğuyormuş bir kadın. Bugüne kadar yaşadıklarım bir yana şimdi bambaşka bir insan oldum ben sanki.





Bu sabah yağmur var Ankara'da.
Ankara'ya kar kadar yağmur da bir başka yakışır. Gri şehir esas rengine bürünür, her şey netleşir. Kadınlar topuklu ayakkabı ve şemsiyeleriyle Tunalı Hilmi'de yürür. Adamlar takım elbiseleriyle Kızılay'da otobüs sıralarına koşturur. Dolmuşlar dolu geçer, üniversiteli gençler ıslanır. Hızlı geçen bir araba, yolda yürüyen okul çocuğunu ıslatır.  Liseli bir öğrencinin içi geçer , tahtaya bakar sıkılır camdan bakar ve esner. Yenimahalle'de bir simitçi çocuk süratle tepsisini başından indirip simitlerin üstlerine poşet geçirir. Keçiören'de 5 minik kafadar futbolu bırakıp ellerini havaya açar, kafacıklarını gökyüzüne uzatır ve serseri mayınlar gibi sağa sola koşuşur. Beş aylık bir bebek, annesinin kucağında camdan dışarı baygın baygın bakar, Ankara'nın ne demek olduğunu bilmez, annesinden bir şeyler dinler, gözlerini ovalar ve yatağına bırakır bırakmaz derin bir uykuya dalar.


23 Ekim 2014 Perşembe

36. Hafta, Kilolar, Cheesecake Factory ve Magnolia Bakery ile İmtihanım

Benim küçücük boyuma 15 kilo gerçekten çok geliyor :) Ebru Şallı, Çağla Şıkel, 1.70'in üzerindeki boylarıyla hamileliklerinde 8-9 kilo alıyorlarken, ben uçuşa mı geçtim ne! :)
Evde tartı da olmadığı için 15 kiloyu aşmış da olabilirim bilemiyorum.

Bu hafta Alvi, kontrole gelmene gerek yok dedi. "Yapacak bir test vs. kalmadı nasılsa, 37. haftada gel, doğuma ne kadar kaldı ona bakalım" dedi. Hastaneden başka yerde de kiloma bakılmıyor, ha zaten burada da kilomu pound cinsinden ölçüyorlar, bir de onu kiloya çeviriyorum :) Hemen hemen her hafta ortalama 2 pound alıyorum, o da yaklaşık 1 kilo diye hesaplıyorum. Yaşlı hemşire Marie'yi çok seviyorum, her gittiğimde kilomu, tansiyonumu, beta HCG'mi (bu da Türkiye'den farklı, bizde beta Hcg ölçülmez, ultrason olmadığı için, hormondan hafta hesaplıyorlar) o ölçüyor. Tartıya her çıktığımda, "Yok yok, sen almıyorsun, bebeğin alıyor bu kiloyu" gibi şeyler deyip, beni sevip okşayıp moral veriyor :)  Tabi bu ilgiyi görünce ben, hemen koyverip, "iyi, iyi, tatlı yemeye devam" diye düşünmeye başlıyorum...

Aslında iştahım normal bence, benim her zaman yemek yemeye yerim vardı, şimdi de aynı seviyede var. Ama tatlıda sınır tanımıyorum. Yemek istemiyorum, ne bebeğe ne bana faydası yok biliyorum filan, o ayrı da, gel de uygula.


Michigan Caddesi'ne her yürüdüğümüzde Cheesecake Factory'ye girmememiz mümkün değil. Yakınındaki dükkanları gezerken bile tüm konsantrasyonumu kaybediyorum, başka hiç bir şey düşünemiyorum. Yemekleri süper, ne seçsek lezzetli çıkıyor, arkasından yediğim Cheesecake'te ise tamamen aklımı yitiriyorum. Her girdiğimde, "Bu sefer sadece cheesecake yiyeceğim" desem de yalan oluyor. İçerdeki kokudan ve tabaklardaki görüntülerden etkilenip "Hadi önden bi şunu deneyelim, paylaşalım" demeye başlıyoruz... Bir de ortaya gelen o ekmekler, tereyağıyla beraber getirdikleri hayatımın ekmekleri... Neyseki Cheesecake Factory eve 25-30 dakika yürüme mesafesinde. Yoksa bitmiştim...

Cheesecake Factory - quesadilla
Cheesecake Factory - bunlar aperatif...
Cheesecake Factory - cheese steak sandwich
Cheesecake Factory - snickers'lı cheesecake
Cheesecake Factory - taze muzlu cheesecake 
Cheesecake Factory
Cheesecake Factory
Cheesecake Factory - red velvet pasta
Ama bir de Magnolia Bakery var ki, evin dibinde; kendine özgü meşhur pudingi bir harika. Ortalıkta dev pastalar da yapıp insanın aklını başından alıyorlar, bir de hamileyseniz... Türkiye'de nasıl döner müşterinin önünde hazırlanır, burada da pasta taze taze önünüzde mis kokusuyla hazırlanıyor. İşte bu bile, önünden geçerken dahi aklımı çeliyor. Her seferinde, "Nasılsa çok yürüyorum", "Ankara'da bunu çok özlerim", "İlk hamileliğim değil mi, tadını çıkarayım" gibi bahanelerim hep hazırda.

Magnolia Bakery - evde magnolia puding ve cam önünde blog yazma keyfim
Magnolia Bakery - magnolia puding
Magnolia Bakery
Magnolia Bakery - cupcake'ler
Magnolia Bakery
Magnolia Bakery - her zaman her şey taze...
Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor...
Magnolia Bakery - Her dakika pasta yapılıyor...
İşte böyle... Kilo almayı istememek ve bu lezzetleri es geçememek arasında gidip geldiğim günleri yaşıyorum. E bir de Türkiye'deki gibi tanıdıkların arasında olmamanın verdiği bir rahatlık var, aldığım kilolara gelen eleştiri sıfır :) Sonuç: yakında yuvarlanarak gezebileceğim galiba! :)