25 Mayıs 2012 Cuma

Dünya'nın Herhangi Bir Yerinde Olsam Şimdi... (2)


KısaKahveMolası @ Amsterdam
Amsterdam, minik şehir, baştan başa yürüsem 2 saatimi alır mısın? Arazisi kıymetli, binaları sıkıştırılmış, her yeri kanallarla ve bisikletlerle dolu. Uyuşturucu, red light kadınları, yanınıza her yerde yanaşıp "Kokain?" diye soran zenciler, güzel peynirler, sıcak kanlı ve hoş insanlar... Elbette herkesi her şehir farklı etkiler. Benim içinse kaldığımız şirin eve ve Queens Day kutlamalarına rağmen, en zayıf halkasın... Ama imkan olsa, işten çıksam atlasam gelsem, Vondelpark'ta bir kahve içsem ve geri dönsem fena olmazdı hani...

KısaKahveMolası & Chieko @ Bangkok
Bangkok, ilk gördüğüm andan itibaren beni büyüleyen şehir! Dünyanın en çok turist çeken 2. şehriymiş. Her yer biraz kirli, biraz özensiz. Şehrin ortasından belki de dünyanın en kirli nehirlerinden biri geçiyor. Ama bir şehrin gizemi ve güzelliği bunlarla ölçülebilir mi? Hayat ne kadar karışıksa, şehirlerin insana yaşattığı hisler de bu kadar karışık sanırım. Karidesler, ıstakozlar masamızı doldursa, dünyanın en güzel kızları sokaklardan geçerken hepsinin makyajlarına ve yüzlerine bakakalsam, turuncu kıyafetleriyle bir keşiş geçse hemen arkasından ve bu karmaşaya yine yine yine bayılsam...

Phuket! Eğlenceli mi eğlenceli bir şehir. Bütün gün gezer tozarsanız, ayaklarınıza kara sular inmesine izin verin. Çünkü sonunda başka yerde bulamayacağınız harika bir Tai masajı ve ardından yine başka yerde bulamayacağınız leziz Tai mutfağı sizi bekliyor olacak. "Bir rüyada mıyım yoksa Phuket'te miyim?" diye soracaksınız kendinize. Dönsenizde aylarca kendinize gelemeyeceksiniz. "Bazı şehirler ayağınızı yerden kesebilir" deniyor ya, o şehir Phuket değilse neresidir, bilemiyorum...
KısaKahveMolası @ Phuket

24 Mayıs 2012 Perşembe

Dünya'nın Herhangi Bir Yerinde Olsam Şimdi... (1)

KısaKahveMolası @ Paris
Paris bir sanat cenneti, binalar, heykeller, köprüler, sokaklar, hatta yemekler ve insanlar bile birer sanat eseri gibi. Şehrin hissettirdiği bence şu: sanki 1800'lere göç etmişsiniz ve o yıllarda dahi, size güzel bir şehir yaratmak için en ufak ayrıntılar bile düşünülmüş, bu şehirde göz zevkinizi hiç bir şey bozamaz! Sandalyelerin tamamı yoldan geçen insanlara bakan eski bir cafede otururken, gerçek hayatın tiyatrosunu izlersiniz; becerikli garsonlar önünüze güzel bir şarap ve foie gras getirirse, foie gras'nın nasıl yapıldığını da düşünmezseniz hele, tüm duyularınıza hitap eder Paris... Saint Michel'de aynen böyle otururken, "Burada yaşamak istiyorum ama tekrar öğrenci olarak" dememiş miydim?

Prag için "masal şehri" diye ilk kim demiş bilmiyorum ama bence daha güzel tanımlanamaz. Şehrin neresinde fotoğraf çekilirseniz çekilin, arkanıza dikkat etmeseniz bile, resimlere bakarken harika bir fonla karşılaşacaksınız. Bu şehirde melekler geziyor olmalı, sadece insanlar içinse eğer, fazla özenilmiş. Bıraksanız, yıllarca yaşayabilirim Prag'da. Charles Köprüsüne gider bir Pilsner Urquell alırım elime, country müzik yapan yaşlı sokak müzisyenlerini dinlerim saatlerce ve hiç bıkmam.
KısaKahveMolası @ Prag
KısaKahveMolası @ Münih
Münih her zaman favorim. Gökten inmiş bu güzel tabiat, yemyeşil çimenler belki ama, o müthiş evleri, yapıları da çalışkan Almanlar yapmış. Trende giderken 1 dakika bile gözümü kırpmak istemiyorum, ya hafızama yeteri kadar kazınmazsa bu geçtiğim huzurlu semtlerin resmi diye korktuğumdan. Sonra merkeze iniyorum, satılan her şeyi almak istiyorum, çünkü gördüğüm her şeye, guguklu saatlere, oyuncaklara, hediyelik eşyalara bile bayılıyorum. Hiç bir şey geçiştirilmemiş, teknoloji öyle bir seviyedeki, 1 magneti boyayan sistemin ne olduğunu filan merak ediyorum, hiç bir şehirde yok böylesi. Sonra baktığım her yerde aklıma teknoloji geliyor, ne seviyedeler nasıl bu kadar müthişler? Ve tarih; hiç bir şeyi bozmayan teknolojiyle karışmış. Nasıl oluyor bu, biz neden başaramıyoruz? Kısacası her şeye ve her yere hayran kalıyorum...

KısaKahveMolası @ Karlovy Vary
Karlovy Vary aklıma gelen diğer bir biblo şehir. Çek Cumhuriyet'inin kaplıcası, Atatürk'ün tedavi olduğu sıcak, demir tatlı sularını kendine özgü maşrapalarında içtiğimiz yer. Belki de gördüğümüz en şahane binalar buradaydı! Biliyor musun, senden sonra çok şehir gezdik ama çektiğimiz bir fotoğraf hala bilgisayarımızın ana sayfasını süslüyor. Tekrar gelirsek az içtiğimize pişman olduğumuz -tadı berbat- sularından bol bol içeceğiz bu kez. Bana kalırsa Brad Pitt-Angelina Jolie çiftinin de geldiklerinde yediği İtalyan restoranında yerim yine, oranın sahibi olduğunu düşündüğüm, beyaz gömleğinin ilk düğmelerini açan takım elbiseli, saçları jöleli adamın arkadaşlarıyla bangır bangır İtalyanca konuşmasını anlamaya çalışırım :) Sonbaharda Karlovy Vary'yi gördüm, Büyük Ressam tabloyu sarı ve kahverengi tonlarla boyamıştı, görüntü hafızama öyle kazındı, benim için bir sonbahar şehri. Yaz ayındayız ama yine aynı günü yaşarım orada bugün...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Neden Yurtdışında Ev Tutuyoruz?

Amsterdam'daki 3 katlı mini evimiz. 
- Avrupa'da konforlu oteller için gerçekten servet ödemek gerekiyor. Eğer bir yılda bir kaç kez konforlu seyahat yapmak istiyorsanız iyi otellere para yetiştirmek mümkün değil. Evlerin fiyatları ise sunduğu hizmet yanında mantıklı. Ne hosteller kadar ucuz, ne lüks oteller kadar pahalı. Konforsuz ve sıradan, küçücük odalı bir Avrupa oteli de değil. Tertemiz ve size ait bir ev. Genelde içleri IKEA eşyalarıyla şirin bir şekilde döşeniyor. Fiyat-performans dengesi yerinde diye düşünüyoruz.

- Kendimizi turist hissetmek istemiyoruz!
Evde kendimizi o ülkede yaşıyormuş gibi hissediyoruz. Geçici değil kalıcı gibi oluyoruz. Bir daha o şehre gidersek, kapısının önünden geçtiğimizde "Burası bizim evimizdi" diyeceğimiz hatıralar bırakıyoruz. Ayrıca, bir fırsat olsa, orada yaşamak isteyip istemeyeceğimizin de cevabı oluyor bazen.

- Bizim diğer ülkeleri keşfederken en sevdiğimiz şeylerin başında, insanları gözlemlemek tanımak, diğer ülkelerdeki yaşamları görmek. Her ülkede hemen hemen aynı tarzlarda yapılmış bir otel odasında mı bir kültürü keşfedebilirsiniz; yoksa o ülkenin mimarisiyle yapılmış, o şehrin insanlarının stilleriyle döşenmiş, kapısını açınca her odasında süprizler bulunan bir evde mi?

- www.booking.com veya benzeri sitelerde detaylı gezerseniz, ev / apartman dairesi de bulabilirsiniz. Fotoğraflarından; bulduğunuz yerin otel veya ev olup olmadığını anlayabilirsiniz. Bloguma bu konuda aklınıza gelen soruları yazarsanız her zaman yardım etmeye çalışırım.

Dezavantajları:

- Otellerde odanız küçücük bile olsa kahvaltı dahil olabilir. Evde ise bu durum belirsiz. Amsterdam'da kaldığımız evde, daha önce yazdığım gibi buzdolabımız kahvaltılıkla doldurulmuştu; yağ, baharat, gofret gibi temel şeyler bile unutulmamıştı. Hatta biri buzlukta diğeri ekmeklikte olan iki ekmeğimiz bile vardı. 4 gün boyunca en ufak bir şey almamız gerekmedi. Ama Prag'daki dairede, buzdolabında hiç bir şey yoktu, yiyecek her şeyi biz almıştık.

- Evleri sadece haftada bir temizlemeye gelen görevliler var. 1 haftadan az kalacaksanız, büyük ihtimalle evinize giren sizden başka biri olmayacak. Gerçi şehirden şehire temizlik düzeni de değişebilir ama gördüğümüz kadarıyla böyle. Otellerde her gün havlularınızın değişmesine, yatağınızın toplanmasına alışıksanız bu durum da hoşunuza gitmeyebilir.