12 Haziran 2014 Perşembe

Kitapkurtları, Goodreads'te de Görüşelim!

Bir girince dakikalarca kopamadığım site haline geldi: https://www.goodreads.com/
Ama site de site yani, al koyu kahveni eline, otur başına, ne kadar kitap okuduysan 5 üzerinden not ver.
Okumadığın ve okumak istediğin kitapları da bir liste yap. Tüm okuma alışkanlığın bir düzene girsin. Okuduğun kitaplardan 20 tanesine oy verdiğinde, zevkine uygun tavsiyeler de veriyor. İşi ilerletince, zevkinize uygun gruplara katılıp kitapları tartışabilirsiniz.



Sonra da benim gibi, ufaktan sallar, küçük bir bahse girebilirsiniz: "Bu yıl 20 kitap okurum" dedim. Avrupa vatandaşlarının yılda okuduğu kitap sayısının çok çok altında bir sayı verdim. (Günde ortalama 50 sayfa okuyorlar!) Ben, maalesef hala çok yavaş okuyorum. Çok sevdiğim cümleleri uzuuun uzun sindiriyorum. Biraz ara verirsem, kitaba zor dalıp konsantre oluyorum. Neyse, bu iddia beni körükler artık.


Goodreads üyeleri, beni "kisakahvemolasi" ismiyle aratabilir ve listesine ekleyebilirler. Hesabıma https://www.goodreads.com/user/show/7883279-kisakahvemolasi linkinden de erişilebilir. Hepinizle goodreads'te de görüşmek üzere...

11 Haziran 2014 Çarşamba

Bloglarda da Dilbilgisi Kurallarına Uyalım, Uymayanları Uyaralım :)

Blog yazan herkes gibi elimden geldiğince dilbilgisi kurallarına uymaya çalışıyorum.
Arada maalesef gözden kaçan hatalar oluyor tabii.
Bol bol yazmak, bol bol hata yapmanın ilacı. Her yazdığınız cümlede, "Nasıl yazılır?" diye düşündüğünüz bir şey çıkıyor karşınıza çünkü. Bazen bir sözcüğü yazarken, bazen bir cümledeki özel bir durumda büyük harf-küçük harf kuralını araştırırken öğreniyorsunuz, o güne kadar hiç bilmediğiniz bir kısıt çıkıyor önünüze. Tıpkı kuzenimin tezinde çıkan şu cümle gibi;

-Noktalamasız ve büyük harfe dikkat edilmeden yazıldığında:

"Milliyet gazetesinin haberine göre kültür müsteşarlığına atandı."

1. Düşündük, "Milliyet Gazetesinin" mi, "Milliyet gazetesinin" mi yazılmalı?
Kural ne diyor? 
"Özel ada dahil olmayan gazete ve dergi adları büyük harfle başlamaz.
Örnekler:
*Dün Hürriyet gazetesinde yayımlanan köşe yazısını okudun mu?
*Kanun Resmi Gazete'de yayımlandı.
*Dergah dergisinde yayımlanan Kırık Aynalar adlı öyküyü okuduktan sonra öyküyü sever oldum."

Bizim cümlede de "Milliyet gazetesinin" olması gerektiğini öğrendik.

2. Düşündük, "Kültür Müsteşarlığı'na" mı, "kültür müsteşarlığına" mı "kültür müsteşarlığı'na" mı? Hangisi??
Kural şöyle diyor: Kurum olursa büyük, kavram olursa küçük harf kullanılır.
Kavram olduğu için yine küçük harf kullandık. Küçük harfle yazılan cümlede de özel bir isim olmadığına göre kesme işareti kullanmadık.

Sizin karşınıza da böyle kafa karıştıran dilbilgisi kuralları çıkıyor mu? 

Dilbilgisi kurallarını bilmeden yapılan dövmelerin acı sonu...

Yazıma, çoğunuzu sinir ettiğini bildiğim ve (tabii benim de sinir olduğum :) ) çok yapılan iki dilbilgisi kuralını eklemeyi borç bilirim. Bu hatalar çok olunca, sizin gibi ben de okuduğum şeyden kopuyorum...

1. "Dahi" anlamına gelen de / da bağlacı ayrı yazılır. (1 kişinin işine yarasa yeter bana...)
Ayşe de geldi, Ahmet de.
* "Dahi" anlamına gelen de / da bağlacı te/ ta'ya dönüşmez. (Lütfen dönüşmesin....)
YANLIŞ: Gidip te gelememek var. 
DOĞRU: Gidip de gelememek var.
* "Ya da" sözcüğü ayrı yazılır.
Ya Ayşe gelecek ya da Ahmet.



2. Yalnızca özel adlara ve sayılara gelen çekim ekleri kesme işareti ile ayrılır.
DOĞRU: TBMM'nin, Marmara Denizi'nin, Türk'üm...
YANLIŞ: mobilyalar'ın, çeyiz'im...

Sizi de okuduğunuzda rahatsız eden dilbilgisi hataları var mı?

16 Nisan 2014 Çarşamba

Orda Bir Ülke Var Uzakta, Buz Gibi Bir Ülke...


Bizim evde; seyahat kanalı, seyahat dergisi, seyahat kitabı veya seyahat blogunun açık olmadığı bir an bulmak imkansız gibi bir şeydir. Seyyah ruhumuz, her şehre merak duyar, her ülkeye her an gitmeye heves eder durur. Bu yüzden de araştırmaların notları her daim tutulur. Yani bir ülkeye giderayak hazırlanmayız pek, genelde çok önceden aklımızın ucunda gideceğimiz yerde "muhakkak" yapacaklarımız yazılıdır.

Yeni Merak: Yakutsk!

Haftasonu çok güzel bir Yakutistan belgeseline denk geldim. Doğrusu bir kaç gün için, kendimi bu ülkede hayal etmek bile heyecan verdi. Yakutistan, dünyanın en soğuk ülkesi! Bahsedilen dereceler -50'ler! Hal böyle olunca, sağlık, doğumlar, yaşam stilleri, bilim her şey soğuğa göre şekillenmiş.


Polis geceleri sokakta biri kalmış mı diye sürekli devriye geziyor ve bu şekilde yüzlerce insanın hayatı kurtuluyor. İnsanlar hayvan kürklerini giyiyorlar, kafalarına da yine kürkten kalpaklar takıyorlar. Başınıza gelebilecek en kötü şeylerden birisi, kalpağınızın çalınması! İnsanların -50 derecelerde kalpaksız kafaları donuyor. Polis kayıtlarında bu, çok rastlanan cinayet şekillerinden biri...


Hastaneler daha çok soğuk yanığı, soğuktan düşen/kesilen uzuvlar konularında çalışıyorlar. Odalarda bir çok, organını kaybetmiş hasta, "soğuk üzerine gelişmiş" tıp biliminden çare bekliyor... Uzun süren kışın ortasında doğan bebekler aylarca temiz hava soluyamıyorlar. Küresel ısınmayı araştıran bilimadamları ülkede ikiye bölünmüş; bir kısmı küresel ısınmanın başladığını düşünerek çalışmalar yaparken, bir kısmı küresel ısınmanın bir Amerikan masalı olduğunu ve ısınma/soğuma döngüsünün Dünya'nın oluştuğu günden beri devam ettiğini, insan etkisiyle doğanın bu tip dengelerinin değişmeyeceğini iddia ediyor.


Bu derece soğuk bir ülkede günlük bir hayat kurulmuş ve düzen yüzyıllardır devam ediyor. Çünkü ülkede elmas yatakları var ve insanları zamanında Rusya'daki maaşlarının 3-4 katı tekliflerle bu işte çalışmak üzere çağırmışlar.


Belgeseli Digiturk 117'de World Travel Channel'daki "Extreme Cities" programında izledim. Çok ilginçti, tekrar yakalarsanız izlemenizi tavsiye ederim... Ve umarım, bizim de bir gün yolumuz düşer!