16 Nisan 2014 Çarşamba

Orda Bir Ülke Var Uzakta, Buz Gibi Bir Ülke...


Bizim evde; seyahat kanalı, seyahat dergisi, seyahat kitabı veya seyahat blogunun açık olmadığı bir an bulmak imkansız gibi bir şeydir. Seyyah ruhumuz, her şehre merak duyar, her ülkeye her an gitmeye heves eder durur. Bu yüzden de araştırmaların notları her daim tutulur. Yani bir ülkeye giderayak hazırlanmayız pek, genelde çok önceden aklımızın ucunda gideceğimiz yerde "muhakkak" yapacaklarımız yazılıdır.

Yeni Merak: Yakutsk!

Haftasonu çok güzel bir Yakutistan belgeseline denk geldim. Doğrusu bir kaç gün için, kendimi bu ülkede hayal etmek bile heyecan verdi. Yakutistan, dünyanın en soğuk ülkesi! Bahsedilen dereceler -50'ler! Hal böyle olunca, sağlık, doğumlar, yaşam stilleri, bilim her şey soğuğa göre şekillenmiş.


Polis geceleri sokakta biri kalmış mı diye sürekli devriye geziyor ve bu şekilde yüzlerce insanın hayatı kurtuluyor. İnsanlar hayvan kürklerini giyiyorlar, kafalarına da yine kürkten kalpaklar takıyorlar. Başınıza gelebilecek en kötü şeylerden birisi, kalpağınızın çalınması! İnsanların -50 derecelerde kalpaksız kafaları donuyor. Polis kayıtlarında bu, çok rastlanan cinayet şekillerinden biri...


Hastaneler daha çok soğuk yanığı, soğuktan düşen/kesilen uzuvlar konularında çalışıyorlar. Odalarda bir çok, organını kaybetmiş hasta, "soğuk üzerine gelişmiş" tıp biliminden çare bekliyor... Uzun süren kışın ortasında doğan bebekler aylarca temiz hava soluyamıyorlar. Küresel ısınmayı araştıran bilimadamları ülkede ikiye bölünmüş; bir kısmı küresel ısınmanın başladığını düşünerek çalışmalar yaparken, bir kısmı küresel ısınmanın bir Amerikan masalı olduğunu ve ısınma/soğuma döngüsünün Dünya'nın oluştuğu günden beri devam ettiğini, insan etkisiyle doğanın bu tip dengelerinin değişmeyeceğini iddia ediyor.


Bu derece soğuk bir ülkede günlük bir hayat kurulmuş ve düzen yüzyıllardır devam ediyor. Çünkü ülkede elmas yatakları var ve insanları zamanında Rusya'daki maaşlarının 3-4 katı tekliflerle bu işte çalışmak üzere çağırmışlar.


Belgeseli Digiturk 117'de World Travel Channel'daki "Extreme Cities" programında izledim. Çok ilginçti, tekrar yakalarsanız izlemenizi tavsiye ederim... Ve umarım, bizim de bir gün yolumuz düşer!


28 Şubat 2014 Cuma

Brugge Masalı - Uzun Haftasonu Tavsiyeleri - 1


Ucuz uçak biletlerinin reklamları maillerde, gazetelerde, sağda solda habire uçuşurken, bir çok kişinin de kafasında, hayallerinde kısacık kafa dinleme tatili fikirleri dolanıp duruyor.

Peki Türkiye'den kalkıp 3-4 gün için nerelere gidilir? Gidilince bu 3-4 gün nasıl değerlendirilir?

Bu aralar pratik bir kaç kısa tatil planı yazmayı düşünüyorum blogumda. İşin fazla hikayesine girmeden, yazıları bastırıp yola çıkabilmenizi dilediğim, tatil hapı gibi bir yazı dizisi planı aslında :)

Belçika'nın şirin mi şirin şehri Brugge "Uzun Haftasonu Tavsiyeleri" dizisinin ilk yazısı. İyi yolculuklar şimdiden :)

Brugge Gezi Planı - Brugge'de saat saat ne yapılır?
Gezi Planından kısa kısa;

-Begijnen Manastırı: Minnewater Park'ın hemen yakınında, yan yana uzanan beyaz binalar göreceksiniz. Biz içine girmek yerine çevreleyen kanalda gezinen kuğulara karşı oturduk. Bu Katolik Manastırı, haçlı seferlerinde eşleri ölen dul kadınların ve bekar kadınların dayanışma halinde yaşadığı bir yermiş.

Restaurant Duc de Bourgogne: Michelin yıldızlı, pahalı sayılabilecek ama çok hoş bir noktada duran güzel bir bina. Plana burayı ekledim ama aşağıda yazdığım Ribs&Beer'la değiştirebilirsiniz.

Nerede Kalalım?
B&B De Vijf Zuilen
Bizim kaldığımız yer, biraz şehir dışında ama sakin ve harika bir B&B idi. Yazının başında kullandığım fotoğraf da kaldığımız yere ait. Ev sahipleri Ginnette ve Patrick'in giriş katta ayrı bir dairesi var ve son derece ilgililer. Her sabah Ginette'in el emeğiyle hazırladığı farklı konseptli kahvaltılarını hiç unutamayacaksınız! 1 Kedi ve 1 köpekleri var ki dünya tatlıları. Eskiden karı-koca  Brugge futbol takımında çamaşırcılarmış, tüm birikimleri ile emeklilik döneminde, bu oteli açmışlar. Biz burayı ve aile sıcaklığını çok sevdik. Şehir merkezine otobüsle10-15 dakikalık bir mesafede ama Brugge de küçük bir şehir zaten, şehrin biraz da dışını görme fırsatı buluyorsunuz böylece.

Planın kalanını da fotoğraflarla özetleyeyim. Fotoğrafları zor seçtim, yine de oldukça fazla oldu... 
B&B De Vijf Zuilen
B&B De Vijf Zuilen
Ginette'le bir konuşmamızda anlatmıştı, bu evi satınalmadan önce her odaya ait banyo yokmuş, tadilat sırasında, ilk olarak her odaya banyo yaptırmış. Banyonun dekorasyonu bile çok şekerdi. B&B De Vijf Zuilen
B&B De Vijf Zuilen Yemek salonundaki vitrin

B&B De Vijf Zuilen Tam kitap okumalık bir bahçe!
Ginette ilk gün bizi bu ön balkonda ağırladı. Bize çok güzel şaraplar ikram etti, otelden ve Brugge'den konuştuk. 
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından görünümüne bile dolyulamayan detaylar...
Ginnette'in kahvaltısından, vitrinde kahvaltımızın 2. bölümü bizi bekliyor, meyve, yoğurt ve tatlı ayran.
Brugge'ün 2 merkezi meydanından Markt Meydanı
Belfry kulesinden şehrin görünümü
Ünlü  Brugge biraları, Brugge'de her yüzlerce farklı çeşit bira var, her bira da kendi bardaklarında servis ediliyor. Dönerken hatıra dükkanlarından sevdiğiniz bardaklardan almak isteyebilirsiniz. Biz burada o meşhur frambuazlı biradan tadıyoruz.
Dükkan keşiflerinden...
Brugge bir dantel cenneti. Bir de bol bol  çarpı işi modeli (cross stitch) satan dükkan var, ben o dükkanlarda çıldırıyordum, gerçekten alışveriş etmesi çok zevkli yerlerdi. 
Yürürken mutlaka sade waffle alıp keyifli müzik çalan bir noktada duraklamalısınız! :)
Kremalı-sarımsaklı midye, tam bir Brugge klasiği! Breydel DeConinc de bu işi iyi beceriyor. Gerçekten harikaydı. In Brugge filmini izleyip geldiyseniz, Colin Farrell'in film çekimleri arasında sıkça buraya takıldığını da söylemeliyim!
Breydel de Conninc'de midye-patates-şarap keyfi!  Offf...
Ara sokaklarda kendinizi kaybedeceksiniz.
Minyatür evlerin her birinin fotoğrafını çekmek isteyeceksiniz.

Ahh işte meşhur Minnewater park. Bir marketten biranızı alıp gelin, saatlerce bu huzurlu parkta kitap-bira keyfi yapın!
Minnewater Park, kesinlikle fotoğrafta gözüktüğünden kat kat güzel bir park.
Dantellere bayılacaksınız...
Fiyatlar da böyle :)
Çok şık değil mi?
Sokakların arasından, köprülerin üzerinden fotoğraflar!
Yeldeğirmeni ile birlikte
Kanal turundan şirin ev fotoğrafları
Kanal turundan
Kanal turundan
Kanal turundan tam yemelik bir ev :)
Kanal turu
Beerwall'da bira içmeden gelmeyin!
Ribs&Beer bizim gibi spare ribs canavarları için muhteşem! Herkes sevmez belki diye plana eklemedim.
R&B'de sarımsaklı ekmek ve tabii ki bira :)
R&B'de Spare Ribs! Muh-te-şem! Üstelik yiyebiliyorsanız sınırsız :)

Meşhur Dumon Chocolatier. Tabii Godiva ve Chocolate Line da meşhur. Brugge'de taze çikolata sattıklarını, bu yüzden çikolatanın çok bekleyemediğini söyleyeyim. Satın alacaksanız az alın ve çok dikkatli getirin. Biz 1 kilo çikolatayı maalesef özel çantasıyla getirdiğimiz halde çürüttük.
Dumon Chocolatier
Yine bir ara sokak keşif dükkanı...
Stil ikonu ve büyük hayranı olduğum Audrey Hepburn, 'The Nun's Story' filmini Brugge'de çekmiş. Meşhur sahneler, Brugge tanıtım filmi için tesadüfen tekrarlanıyordu. Çok hoşumuza giderek izledik...
The Nun's Story sahneleri
The Nun's Story sahneleri
Akşamüstü yorulup eve döndüğümüzde biraz bahçe keyfi yaptık. Ginette elinde dondurmalarla koşup keyfimize keyif kattı, o arada dibimizde payını bekleyen bu minnoşu da sevdik bol bol.
Ginette, ayrıldığımız sabah kahvaltı yapamadık diye bize yolluk hazırlamıştı. Yolluğu açtığımda resmen ağladım! Çünkü bir anne gibi her şeyi düşünmüştü. Ve Patrick de sabah 5'te bizi tren istasyonuna bıraktı. Trenle Köln'e geçerken harika köylerin arasından, Ginette ve Patrick'i, güzel otelimizi ve minyatür gibi özenli çizilmiş Brugge'ü, bir daha unutamamak üzere bol bol andık...