2 Mayıs 2013 Perşembe

Milano'ya Hoşgeldiniz!

Milano havaalanında bavul beklerken. Moda havası, daha burada karşıladı bizi! 
Baktım uzun uzun yazmaya çalışınca, bloga da uzun uzun aralar vermeye başlamışım, artık kısa kısa yazayım ama blogum daha güncel, hatıralar da daha taze kalsın, dedim. Bu yazıda da, bana eşlik ederseniz, hepberaber Milano'ya inelim, yol yorgunluğunu atalım, şehrin ilk nefesini içimize çekelim ve bir sonraki yazıda ne yedik, nereleri gezdik, neler yaptık ve bunları nasıl bulduk kısmını konuşalım...

Milano'da kahve otomatının süper bardakları
Milano'ya iner inmez, kendime aldığım ilk şey bir kahve oldu! Artık İtalya'daydım ve kötü kahve içemezdim ne de olsa! Kulbu, yapışık olduğu kenardan yırtarak açtığım karton bardak bile öyle hoşuma gitmişti ki, şehre inmek için bindiğimiz trende, güzel kahvemi içerken, yanımıza oturan aile mi daha tatlıydı ayırd edemezdiniz. Karanlıkla bütünleşecek derecede siyahi bir annenin ve bir yere dayasanız oranın rengini alacak kadar opak bir babanın, karamel kıvamındaki oğullarını, üzerlerine bağladıkları beze bayılmıştım. Adının sleepy wrap olduğunu sonradan öğrendiğim bu bezle, o oğlancığın tüm dünyayı gezdiği, anne ve babasının eskimiş sandaletlerinden ve koca koca valizlerinden tahmin ettim. Ve bence, gezebilmek en çok, kafanızda hikayeler kurduğunuz anlarda, yolda gördüğünüz manzaralara hayran kaldığınızda, güzel bir lezzetle karşılaştığınızda, vb. küçük anlarda keyifli oluyor! Milano da benim için keyifli başlamıştı...

Uçaktan indikten sonra, ayağımın altında valizlerle sıkış pıkış otururken, yorgun argın ama kahve mutlusu ben!
Milano'da tren istasyonunda - rengarenk insanlar ve bavullar...
Milano Tren İstasyonu manzaraları

Milano tren istasyonunun mimarisi çok güzeldi. İstasyon 1931'de yapılmış. Otelinizi bizim gibi istasyona yakın seçebilirsiniz. Böylece elinizde valizinizle otele yürürsünüz, metroyla merkeze inebilirsiniz.  (Stazione Centrale)
Dışarıdan Milano Merkez Tren İstasyonu (Stazione Centrale)
Terminalin kapısında yerde yatan zavallı bir adam, onun başına gelen bir polis arabası vardı. Polis ne yapıyordu bilemiyorum, ama adamı yerinden kaldıran filan yoktu. Bir başka adam, polise, hızlı bir İtalyancayla, yalvarır sözcükler kullanıyordu. Deniz, Milano'dan döneceğimiz gün için araba kiralarken, ben olup biteni merakla takip ettim. Bu olayı görmezden gelirsek, hayat Milano'da hiç kötü değildi. Terminal çok zevkli bir binaydı, içinde gezen insanların kıyafetlerine bakmaktan alamıyordum kendimi.


Kısa bir yürüyüşten sonra otelimize vardık.Sadece 2 gecemiz olduğu için, zaman ancak şehri turlamaya yetecekti. Bu yüzden minimum beklenti içinde tuttuğumuz "Hotel Mediolanum", fena çıkmadı. Otelin bodrum katında, kapkaranlık ve daracık bir kahvaltı salonu olsa da, standart bir Avrupa oteliydi. Odalar şirin ve temizdi. Daha önce de hep yazdığım gibi, eğer Avrupa'ya gidiyorsanız, kalma süreniz de uzunsa mutlaka günlük kiralanan evlerde kalın. Otelcilik Avrupa'da bizimki kadar gelişkin değil. Bu oteli, booking.com'da Stazione Centrale semtini işaretledikten sonra genel değerlendirmenin 8'in üzerinde kalmasına dikkat ederek seçtik. Booking'de gördüğüm kötü yorumların geneli gürültü olduğuyla ilgiliydi, biz uykudan uykuya otele gittik, herhangi bir gürültü duymadık, ayrıca anlık olarak bu tip sıkıntılar her yerde olabilir ama otel genel olarak sessiz bir sokak üzerindeydi.
 Hotel Mediolanum - Oda genel görünümü
Hotel Mediolanum 
Otele eşyayı bırakır bırakmaz metro ile şehir merkezine indik. İşte gerçek Milano, müthiş bir şekilde o anda karşımıza çıktı!

4 yorum:

Ayşe'nin Kozası dedi ki...

Devamını okumak için çok meraklandım umarım gecikmez:)

Aybike dedi ki...

Ayy devamini heyecanla bekleten bir yazi olmus..hadi artik Milano'da ne yedik kismina gecelim!! :)

özlem öztürk dedi ki...

Beni kadar boşvermiş olamazsın bloguna :)))) Demek Milano'da geziyoruz. Otelden sonra nerelere gittiğini merak ediyorum doğrusu:)))

Aybike dedi ki...

e hani devami hani devami ? :))