25 Aralık 2012 Salı

Barcelona - Plaça Reial'de Bir Yemek Molası

"Barcelona" isminden efsunlu bir şehir, duyduğunuz an kelimesinden büyüleniyorsunuz, hatta biraz daha araştırıp Gaudi'yi öğrenince tamamen görmeden hayran olup kapılıyorsunuz, eğer Woody Allen'ın gözünden biraz daha içine dalarsanız hiç gitmeden "benim şehrim" deyiveriyorsunuz... Ben yıllarca bu şehrin ismini, ritmiyle okudum içimde: BAR-ce-LO-na! Kimbilir ne cevherler vardı sokaklarında ve emindim ne büyük mimari yapılar kıymetsizdi Gaudi'nin kum gibi akan evlerinin yanında...


Oysa bu kadar kolay olmadı Barcelona'nın içine alması beni. En meşhur caddesi Las Ramblas'da çok çekici bir şey bulamadım. Sokak sanatçıları beklediğimin çok altındaydı, ressamlar da fazla turist işi resimler yapıyorlardı. Biraz ara sokaklara dalalım desek, tekin olmayan görüntüler ürkütüp kaçırıyordu yeni tanıdığım bu şehirde bizi. Deniz kenarına inince, devasa denizanaları ve yüzen pislikler moralimizi bozuyordu. Bu muydu benim BARceLOna'm?

Neyseki magnetler, Avrupa geneliyle kıyasladığımızda oldukça uygun fiyatlıydı; 1,5 euro'ya oldukça kaliteli yapılmış şeyler vardı. Sağda solda eğlenceli hediyelik eşya dükkanları buldukça, vakit harcıyorduk. Derken Plaça Reial'e ulaştık, binaların çevrelediği dikdörtgen biçminde geniş bir alan burası, binaların altı birahaneler (cerveceria) ve tapasçılarla dolu. Genç Gaudi'nin "Üç Güzeller Çeşmesi"ni görüyoruz, akerdeon sesi tatlı tatlı kulağımıza çalmaya başlıyor, etrafta güzel kokular var, sonunda meşhur "Les Quinze Nits"te kendimize yer bulup dinlenebileceğiz. Biraz ısınıyorum galiba şehre, ve zaten zamanla sevebiliyorum her şehri.

Plaça Reial'in giriş koridorlarından birinde, yukarıya bakış...

Plaça Reial'deki bir çok restorandan Les Quinze Nits'i ayıran bir şeyler var, diğerlerinin önünde bu kadar uzun sıralar olmuyor. Şöyle bir menülere göz gezdirince, en pahalı mekan da burası gibi görünüyor ama yine de abartılı değil (günün menüsü 9,40 euro, diğer yemekler de 5-20 euro arası değişiyor.). Herkes de, illa burada oturmamızı söylemişti, Ağustos'un öğle sıcağında bu uzun sırayı bekleyeceğiz, bir oturan da haklı olarak kalkmak bilmiyor, ne yapalım biz de merak ediyoruz, başka çare yok...Les quinze nits, Katalanca'da on beş gece demekmiş, on beş gece sürmesin bu bekleyiş?
Les Quinze Nits'in bir sandalyesine oturabilmek...
Neyse ki oturuyoruz sonunda. İlk dikkati çeken burnu havada garsonlar, ne derlerse o! Fena halde güneşin ortasına oturtuyorlar bizi maalesef. Üstelik sıcaktan yapışmışız, bulduğumuz koltuklara resmen yorgunluktan devrileceğiz, ama, o sırada gelen asabi garson, çantamı kucağımda tutmamı yoksa kafamı çevirdiğimde bulamayacağımı söylüyor. Vay canına, güneşin ortasında, yarım saat bekledikten sonra kucağımda çantamla süklüm püklüm yiyeceğim yemeğimi!


Yemeğimizi beklerken gelen, ikramlık zeytinler
 Neyse ki gelen yemek iyi. Barcelona'da, Ağustos ayında bulduğumuz en hoş yerlerden biri burası. Biz küçük tapaslarla doymaya alışamadık, burada ana yemeği bulunca gerçekten seviniyoruz. Bir de eğlenceli lezzetiyle soğuk bir sangria içince iyiden iyiye seviyoruz burayı. Tam karşımızda, parmakları hızlı hızlı tuşları gezen bir akordeoncu sevdiriyor belki de. Biraz daha uzaktaki üç güzellerin çevresinde oturan gençlerin kahkalarını izlemek güzeldi ya da...
Günün menüsünü seçtiğim için başta bol parmesanlı bir lazanya yiyorum, yanında ortalama bir şarap. Şimdi ne içtiğimi hatırlamıyorum ama o an buz gibiydi ve benim için bu yeterliydi...

Dört tarafı bina kaplı Plaça Reial'in bir köşesi. Benim çapraz manzaram...
Deniz, humus eşliğinde incir soslu ördek seçmişti ve beğenerek yemişti.
Benim ana yemeğim tavuk göğsüyle pilav. Maalesef pek kuru ve yavan, bir kaç çatal alıp bırakacağım...
Günün menüsünün sonu geldi, bu da tatlım. Ortası kremalı yumuşak bir kek. Üzeri karamel kaplı olunca her şekilde yerim tabii. Ama mutlaka tadılmalı mı, hayır...

Üç güzeller ve bir KısaKahveMolası yazarı. Plaça Reial'in tam ortası.
Gaudi'nin kimbilir kaç kez dokunduğu, uzaktan durup durup baktığı bir lamba. Şimdi üzerinden yıllar geçti ve KısaKahveMolası yazarı altında... "Şehri sahiplenmek, onu süsleyip püslemek ne yüce bir iş değil mi?" diye düşünüp duruyor ve Gaudi'yi, minicik bir lambasına bakıp saygıyla anıyor. 
Sokak lambasının detayı
Bu, Plaça Reial'e son uğrayışımız değil, bu ortam bizi sarınca ayaklarımız bir kez de akşam getirecek buralara...

Plaça Reial'in havasını merak edenler, içine bir de video görüntüleriyle girmek isteyenler için, bir de video hazırlayacağım. Sonra, Barcelona'nın keyifli noktalarını yazmaya devam edeceğim.

4 yorum:

Deniz dedi ki...

Madrid'de Plaça Mayor, Barcelona'da Plaça Real, bu yapı her iki şehirde de çok güzel. O ortamları bir kez daha görmek isterim. Gezginlere çok faydalı bir yazı olmuş.

Murat dedi ki...

en kisa zamanda ben de gitmek istiyorum, cok guzel bir yazi olmus KisaKahveMolasi :)

Aybike dedi ki...

Tam kisakahvemolasi tadinda bir yazi..ozlemis walla boyle guzel gezi yazilarini :)

KısaKahveMolası dedi ki...

Yeniyılda bloguma daha çok yazı yazabileceğim vakti de diledim ama dur bakalım :)